Kul Himmet

 

16. yüzyılda yaşamış bir halk ozanıdır.

 

Kul Himmet, Alevi-Bektaşi toplumunun yedi ulu ozanından biridir.Mezarı, doğduğu yer olan Tokat iline bağlı Almus ilçesinin Görümlü (Varzıl) köyündedir. Alevi-Bektaşi mezhebinin Erdebil Tekkesi'ne bağlı Safeviye kolundan olduğu öne sürülür. Yaşadığı dönemde, Pir Sultan Abdal ve Şah Hatayi'yle adı anılmıştır ve Yedi Ulu Ozan'dan biridir. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirdiği, zindanlarda yattığı söylenir. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, Pir Sultan Abdal’ın 1560'da asılmasından sonra uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği sanılmaktadır. Sevgi, barış, dostluk temelli nefesler söylemiştir.

16. yüzyılı, gizli-açık ve kaça göçe, başından sonuna değin yaşamış büyük Alevi ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında, dikkate değer özel bir araştırma görülmemektedir. Diğer Alevi-Bektaşi ozanları arasında, cönklerde rastlanan bazı şiirlerinden seçmeler yapılarak ve yaşamına ilişkin tahmini bilgilerle Kul Himmet geçiştirilmiştir. Kul Himmet'i Pir Sultan Abdal'ın mürşidi göstermiş olma yanılgısına rağmen, yaşadığı döneme ilişkin ilk ve en doğru saptama, Sadettin Nüzhet'ten (Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1-2, İstanbul,1944, .170-198) gelmektedir:

“Hayatı hakkında malumata sahip değiliz. Yalnız ‘Menakıb ül Esrar Behcet ül Ahrar’ adlı eserde bazı şiirleri kayıtlı olduğuna göre, 16. asırda yaşadığı kuvvetle söylenebilir. Bektaşilerin tertip ettikleri mecmualarda Hatayi ve Pir Sultan'la beraber en çok bu şairin manzumelerine tesadüf edilmektedir. Bu da gerek yaşadığı devirde ve gerekse sonraki devirlerde büyük bir şöhret temin ettiğini göstermektedir.”

Aleviler arasında Menakıbname, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvetname, Menankıb-ül Evliya vb. adlarıyla tanınan ve 1608 yılında Bisati'nin kaleminden çıkan Menakıb-ül Esrar Behcet-ül Ahrar yapıtı, bir çeşit ante quem oluşturmaktadır, yani bu yapıtın yazıldığı tarihten önce Kul Himmet ölmüş olmalıdır. Yoksa yaşadığı ortamı ve şiirlerini tanıyan Bisati, kendisiyle mutlaka görüşür, bu konuda Kul Himmet'ten yararlanır ondan uzun uzun sözederdi. Haliyle daha çok şiirlerine yer verirdi. Çünkü gerek Buyruk'ta anlatılan Alevi inancı, Muhammed-Ali yolunun ilkeleri, felsefesi ve nasıl sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilen, ayrıca nefeslerinden anlaşıldığı gibi erkanlara bile katkısı bulunmuştur. Ayrıca amacı, Şah Hatayi'nin de birçok nefesinde övdüğü, yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh Safi'nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil'i çekim merkezi yapmaktı. Şeyh Safi'nin İmam Cafer Sadık'tan esinlendiğini ve Buyruğu'ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam Cafer'in mührünü taşıdığını şiirlerinde ifade eden Kul Himmet bu propagandaya büyük katkıda bulunmuştur:

Erdebil'den gelince Rum'a

Sözümüz bizim didardan gelir

Şeyh Safi Buyruğu'n eyledim kabul

Sözü onun daim Cafer'den gelir

Makalatın ahiri cemalatın zuhuru

Şeyh Safi'ye değiptir İmam Cafer mühürü

 

Pir Sultan Abdal yolunda yürüyen bir gizemci halk ozanı Kul Himmet. Kimi araştırmacılar "Kul" sözüne bakılarak, Kul Himmet'in Yeniçerilerden olabileceğini ileri sürüyorlar. Çoğunlukla yaşamıyla ilgili bilgilerin eksikliği dikkati çekiyor. Kimi derlemeciler, son araştırmalarla ozanın yaşamının bir ölçüde aydınlığa kavuştuğunu yazıyorlar.

Buna göre Kul Himmet, Tokat'ın Almus ilçesine bağlı Varzıl (yeni adı Görümlü) köyünde doğmuş, orada gömülüymüş, soyundan gelenler de aynı köyde yaşıyormuş.

Gene söylendiğine göre, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal'la birlikte siyasal nitelikte olaylara karışmış, Anadolu'da Safevilerin egemen olmasından yana çıkmış, Pir Sultan'ın asılmasından sonra da yerine geçmiştir. Nefesleri, bütün Alevi köylerinde söylenegelmiştir. Coşkulu, tutkun, içten, tutarlı bir ozan

Diğer Kaynak


Kul Himmet, 16. yüzyılda yaşamış bir halk ozanıdır.
Mezarı, doğduğu yer olan Tokat iline bağlı Almus ilçesinin Görümlü (Varzıl) köyündedir. Alevi-Bektaşi mezhebinin Erdebil Tekkesi'ne bağlı Safeviye kolundan olduğu öne sürülür. Yaşadığı dönemde, Pir Sultan Abdal ve Şah Hatayi'yle adı anılmıştır ve Yedi Ulu Ozan'dan biridir. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirdiği, zindanlarda yattığı söylenir. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, Pir Sultan Abdal’ın 1560'da asılmasından sonra uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği sanılmaktadır. Sevgi, barış, dostluk temelli nefesler söylemiştir.

16. yüzyılı, gizli-açık ve kaça göçe, başından sonuna değin yaşamış büyük Alevi ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında, dikkate değer özel bir araştırma görülmemektedir. Diğer Alevi-Bektaşi ozanları arasında, cönklerde rastlanan bazı şiirlerinden seçmeler yapılarak ve yaşamına ilişkin tahmini bilgilerle Kul Himmet geçiştirilmiştir. Kul Himmet'i Pir Sultan Abdal'ın mürşidi göstermiş olma yanılgısına rağmen, yaşadığı döneme ilişkin ilk ve en doğru saptama, Sadettin Nüzhet'ten (Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1-2, İstanbul,1944, .170-198) gelmektedir:

“Hayatı hakkında malumata sahip değiliz. Yalnız ‘Menakıb ül Esrar Behcet ül Ahrar’ adlı eserde bazı şiirleri kayıtlı olduğuna göre, 16. asırda yaşadığı kuvvetle söylenebilir. Bektaşilerin tertip ettikleri mecmualarda Hatayi ve Pir Sultan'la beraber en çok bu şairin manzumelerine tesadüf edilmektedir. Bu da gerek yaşadığı devirde ve gerekse sonraki devirlerde büyük bir şöhret temin ettiğini göstermektedir.”

Aleviler arasında Menakıbname, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvetname, Menankıb-ül Evliya vb. adlarıyla tanınan ve 1608 yılında Bisati'nin kaleminden çıkan Menakıb-ül Esrar Behcet-ül Ahrar yapıtı, bir çeşit ante quem oluşturmaktadır, yani bu yapıtın yazıldığı tarihten önce Kul Himmet ölmüş olmalıdır. Yoksa yaşadığı ortamı ve şiirlerini tanıyan Bisati, kendisiyle mutlaka görüşür, bu konuda Kul Himmet'ten yararlanır ondan uzun uzun sözederdi. Haliyle daha çok şiirlerine yer verirdi. Çünkü gerek Buyruk'ta anlatılan Alevi inancı, Muhammed-Ali yolunun ilkeleri, felsefesi ve nasıl sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilen, ayrıca nefeslerinden anlaşıldığı gibi erkanlara bile katkısı bulunmuştur. Ayrıca amacı, Şah Hatayi'nin de birçok nefesinde övdüğü, yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh Safi'nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil'i çekim merkezi yapmaktı. Şeyh Safi'nin İmam Cafer Sadık'tan esinlendiğini ve Buyruğu'ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam Cafer'in mührünü taşıdığını şiirlerinde ifade eden Kul Himmet bu propagandaya büyük katkıda bulunmuştur:

Erdebil'den gelince Rum'a
Sözümüz bizim didardan gelir
Şeyh Safi Buyruğu'n eyledim kabul
Sözü onun daim Cafer'den gelir
Makalatın ahiri cemalatın zuhuru
Şeyh Safi'ye değiptir İmam Cafer mühürü

Diğer Kaynak

Kul Himmet, Alevi-Bektaşi toplumunun yedi ulu ozanından biridir. Yazdığı nefesler, söylediği deyişler kendinden sonra gelen ozanları etkilemiştir. XVI. yy.ın ikinci yarısı ile XVII. yy.ın başında yaşadığı bilinen Kul Himmet’in hayatı, felsefesi ve nefeslerini inceledik.Kul Himmethakkında en son ve en derli-toplu çalışmayı ortaya koyan İbrahim Aslanoğlu’nun kitabında, ona ait 143 şiir bulunmaktadır. Aslanoğlu, kitabında önceki yayınlardaki ve yirmiden fazla cönkteki Kul Himmet mahlaslı şiirlerle bu sayıya ulaşmıştır. Şiirlerin ölçülerine göre dağılımı şu şekildedir: 7 heceli 1, 8 heceli 26, 11 heceli 104 ve aruz vezni ile 7. Kul Himmet’in ilk defa 36 şiiri yayımlanmış ve Cahit Öztelli tarafından bu sayı 87’ye ulaştırılmıştır. Biz de Aslanoğlu tarafından ulaştığı belgelere ek olarak diğer yazılı kaynaklardan faydalanarak daha ayrıntılı bir çalışma hazırladık.Türk halk edebiyatının iki önemli kolu olan âşık edebiyatı ve dinsel halk edebiyatı da bir yandan edebiyat tarihinin araştırma alanına girerken, diğer taraftan halkbilimin çalışma alanları içerisinde ele alınmış, öylece Kul Himmet değerlendirilmiştir.

Yaşamı:
Kul Himmet, XVI. yy.ın ikinci yarısı ile XVII. yy.ın başında yaşayan bir Alevi-Bektaşi ozanıdır. Mezarı, doğduğu yer olan Tokat’ın Almus ilçesinin Görümlü(eski adı Varzıl) köyündedir[1].Köylüleri onu, Bektaşi tarikatının Erdebil Tekkesi’ne bağlı Safeviye koluna bağlar. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirmiş, zindana atılmıştır. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği tahmin edilmektedir.

Kul Himmet’im mürit idim Dehman’a
Özüm ulaştırdım sahip-zaman
İradet getirdim Şah Tahmasb Han’a
Hüseynîyiz mevâlîyiz ne dersin [2]

İki ayrı şiirinde:
Yeriş İmam Abbas cenab-ı âlim
Onlardan gayri kimim var benim[3]

Deli gönül Şah Abbas’ı arzular
Her andıkça azalarım sızılar[4]

Yakarışlarıyla Şah Abbas’tan yardım istiyor ve ona ziyareti tasarlıyor. Burada amaçladığı kişinin I.Şah Abbas mı (1587–1628), yoksa II. Şah Abbas mı (1642–1667) olduğu pek açık değildir. İkisinin arasında Şeyh Safi var(1628–1642).Ondan söz etmediğine göre bu I.Şah Abbas olmalı.[5]

Bir şiirinde “Dedem Hıdır Abdal pirim ocağı” diyerek soyunun Kemaliye’nin Ocak Köyü’ndeki Hıdır Abdal tekkesine bağlı olduğunu ima ediyor; ama döne dolaşa maneviyatından yardım dileyip, bir gece rüyasına girmesi için yakardığı pir, Hacı Bektaş Veli’dir. Bunun yanı sıra Erdebil Tekkesine duyduğu özlemleri de nefeslerinde göstermiştir.
Menâkıbü’l-Esrar Behçetü’l-Ahrâr’ın yazıldığı tarihte Kul Himmet hayatta idi. Hatayî, Pir Sultan, Kul Adil, Kul Mazlum ve Şah Adil’le beraber onun şiirleri de bu kitap da yer aldı.[6]Böylesine ünü yaygın bir şair, Alevilerin amansız bir kıyıma tabi tutan Osmanlı yönetiminin kovuşturmasından yakasını kurtaramazdı. Sonunda da öyle oldu. Bir münafığın ihbarı ile yakalanıp tutuklandı. İbrahim Aslanoğlu,”Pir Sultan Abdallar” adlı eserinde, 22 Kasım 1577’de Bozok Beyine gönderilen fermanda yargının kararı önceden saptanmıştı:

“Kızılbaşlıkla müttehem olan kimselerin defterleri sureti gönderildiği ve şer’ile teftiş olup (suçu) sabit olursa idam edilmeleri, şer’ile sabit olmayıp, lâkin müttehem olduklarına kanaat gelirse Kıbrıs’a sürülmeleri” fermanında yer vermiştir ( Celali Ayaklanmaları için Ek-A bakınız. ).

İdam edilmediği, beraat etmesi de mümkün olmayacağına göre, kaçtığı veya kaçırıldığı, uzun yıllar izini belli etmeden saklandığı söylenebilir. Bu yıllarda onun en büyük derdi sıla özlemi oldu:

“Kahbe felek sana n’ettim n’eyledim
Attın gurbet ele parelerimi
Âhirinde beni sıladan ettin
Bulunmaz derdimin çarelerini”[7]

Asıl adının Hüseyin olduğu anlaşılan Kul Himmet, babasının adının Muhyiddin olduğunu ve şiirinde “cedd–i pakinin (temiz soyu)” Erdebil'den geldiğini söylemektedir.

“Şu dünyada bozulunca aslımız
Ceddi pakim Erdebil'den gelir
Erdebil'den gelince Rum'a
Sözümüz bizim didardan gelir”[8]

Kaybolmuş beyitlerinde geçen Kul Himmet'in dedelerinin adlarını bilemiyoruz. Bu şiire göre, Şah İsmail ile çağdaş olan Kul Himmet onun gibi, Şeyh Safi'nin 6. kuşaktan torunudur. Bir kaç beyit içinde verildiği, fakat günümüze ulaşmadığını düşündüğümüz Kul Himmet'in üç dedesinin adını öğrenemiyoruz. Buna rağmen, diğer Erdebil Şeyhlerinin adlarının geçmemesi, babasının adının da Muhyiddin olması bizde onun, Şeyh Safiyüddin'in beş oğlundan biri olan Muhyiddin'in soyundan geldiği kanısını uyandırmaktadır. “Şu dünyada bozulunca aslımız / Ceddi– pakim Erdebil'den gelir” beyitinden, Erdebil dergâhı postuna oturmak için hak kazanamamış Muhyiddin, ya da oğlunun Erdebil'den Anadolu'ya geldiği anlamı çıkabilir.

Belki de Kul Himmet'in yazdığı “aslının bozulması”, yani Dergâhın ilkelerine aykırı işler yapmasından dolayı bu hakkı yitirmiştir. Muhyiddin'in kardeşi Sadreddin'in yaklaşık yetmiş yıla yakın Erdebil'in başında bulunmasıyla bazı sıkıntılar yaşanmış olabilir. Ama belki de Kul Himmet'in dedeleri, Hoca Ali döneminin sonlarında, Timur'un Anadolu'dan getirip Erdebil'de bıraktığı Alevi Türkmen tutsakların, yani Sufiyan–ı Rum'dan bir kısmının geri dönüşleri sırasında birlikte gelmiş olabilirler. Görüldüğü gibi Şeyh Safi Buyruğu'nu kabul edip ona bağlanmasının nedeni, sözlerinin İmam Cafer'den gelmesinden ve onu temsil etmesindendir.[9]

Kul Himmet'in mezarının bulunduğu ve Kul Himmet soyluların yaşadığı köyden olan ve köyünde yıllarca imamlık yapmış bulunan İrfan Çoban'ın ozan hakkında derlediği otantik bilgiler, asıl adı Hüseyin olan Kul Himmet'i ailece bize tanıtıyor. Hanımının adı önce Ördek Ana iken, yerleştiği köyde değiştirip Fatma Ana demişler. Birinin adı Şahin, öbürünün Abbas olan iki oğlu vardı Kul Himmet'in. Yukarıdaki şiirinde sadece iki kez oğlu Şahin'in adı geçmektedir. “Şahin'ime yolumu eyledim teslim” dizesinden anlaşıldığına göre, Kul Himmet artık yolu–erkânı yürütmeğe mecali kalmadığı ömrünün son zamanlarında bu şiiri yazmıştır. Abbas'ın o tarihlerde yaşamadığı anlaşılıyor.[10]

Söylentiye göre, Kul Himmet olasıyla, küçük yaşta ölen oğlu Abbas'ın ardından çok ağlayıp sızlamaktaymış; kendisine insan kılığına girmiş bir melek (Mikail) görünüp, elini gözlerine sürerek ona Kerbela'yı göstermiş. İmam Hüseyin ve yetmiş iki yakınının şehit oluşlarını gözleriyle görmüş. Melek ona:

“Ey, ben dervişim, diyen kişi! Sen hep cedd–i celalını översin; hem Hüseyin'in soyundanım dersin, hem de vadesi gelmiş bir evlat için figan edersin. Görmez misin İmam Hüseyin'i? Beş kardeşi üç oğlu gözünün önünde şehit edildi; yine de Allah'a davacı olmadı. Dervişlik, Allah'tan gelene kail olmak ve hoşnutlukla karşılamaktır”

deyip gözden kaybolmuş. Kul Himmet de bir daha ağlamamış ve düvaz-ı imamlar söylemiş. Kul Himmet'in soyu oğlu Şahin'den yürümüş. Varzıl (Görümlü) köyünde yaşayan Şahinoğulları, Dedeler kabilesi olarak onun soyundan gelmektedirler. Kul Himmet soyundan gelen ve Kulhimmet adını taşıyan Dedeler (Seyyid) Ocağı vardır.


Sonunda köyüne döndü ve orada vefat etti. Çocukları ve torunları korkudan mezarının yerini uzun süre gizlediler. XIX. yy. şairlerinden Küstahoğlan’ın “Makamı sır olan Koca Kul Himmet” demesinin nedeni budur.

Turgut Koca, “Bektaşi Nefesleri ve Şairleri” adlı eserinde Kul Himmet için şunları yazmıştır:
“Onaltıncı yüzyılda yaşamış bir şairdir. Yeniçeri Ocağı’ndan emekli olunca, bütün Osmanlı topraklarını köy köy dolaşmıştır. Şiirlerini, bu gezginciliği sırasında yazmıştır. Bir ara Hacı Bektâş Veli dergâhında dervişlik etmiş, mücerret azizlerdendir.”

Turgut Koca’nın bahsettiği Kul Himmet ile İbrahim Aslanoğlu’nun bahsettiği Kul Himmet aynı kişi midir? Bazı şairlerin ölümünden sonra, onların ününden yararlanmak için aynı mahlası kullanan diğer şairlere de rastlıyoruz.

Tarihte Geda Kul Himmet, Öksüz Kul Himmet, Sefil Kul Himmet mahlaslı şairler bulunmaktadır. Acaba bunlar birbirinden ayrı şairler mi? Lâkin Sefil Kul Himmet’inki öyle değil. Bir şiirinde,

Diyar-ı gurbette Cezayir’lerde
Eller bayram etsin ben âh edeyim
……………………..
Kısmet olur ben sılâya gidersem
Sağ selamet Hak selamın verirsem
Vâdem yeter gurbet elde ölürsem
Çöller bayram etsin ben âh edeyim [11]

Diyor. Bu durumda Kul Himmet ile bir farklılığı ortaya çıkıyor. Çünkü XVII. yy.da Tokat yöresinden yalnız kara ordusu için asker alınırdı. Donanmada görev yapan levendler daha çok sahil kenarındaki yerlerden alınırdı. Asker olması (Yeniçeri Ocağı’ndan emekli olması) kanıtlanması zor bir husustur.


Kul Himmet, kendisinden yaklaşık 300 yıl sonra yaşamış olan Kul Himmet Üstadım (XIX. yy da İmranlı ve Divriği köylerinde yaşamış) ile karıştırıldığı bile olmuştur. Fakat elde edilen cönklerde bu konuya açıklık getirilmiştir.

Kaynakların hemen hemen tümü Kul Himmet’i Pir Sultan’ın müridi olarak gösteriyor. Onları böyle düşünmeye yönelten, hangi amaçla söylendiği gereği kadar anlaşılmayan iki ayrı nefesindeki dizelerdir.

“Kul olmuşuz Pir Sultan’a / Eşiği de kıblegâhtır”[12]

Alevilikte kulu kulluk yoktur. Alevilik inancında yalnızca Allah’a kulluk edilir. Bir an için olduğunu farz edelim, kıblegâh diye tanımlanan bu ulu kişi, kendisi gibi bir âşık ve büyük bir kişi olamaz. En aşağı serçeşme olması gerekir. Çünkü Kul Himmet’in şiirleri incelendiğinde görülecektir ki, o Hz. Ali başta olmak üzere on iki imam ve Hacı Bektaş Veli’yi ulu tanır. Atalarının bağlı olduğu Hızır Abdal için dahi bu sıfatı kullanmaz. Öyleyse eşiği kıblegâh olan kişi ya Hz. Ali veya Hacı Bektaş Veli’dir. Bu bilgilerin ışığında nefesi “Kul olmuşuz bir sultana” şeklinde okumak daha doğru olur. Başka bir nefeste, “Pir Sultan yolundan ayırma bizi” dizesi de kaynak gösteriliyor. Kul Himmet bu nefeste bizi Pir Sultan’dan ayırma demiyor ki, açıkça onun gittiği yoldan ayırma, diyor. İkisi arasındaki fark nefeslerine de yansımaktadır.
Cahit Öztelli ise konuya farklı bir görüş açısı ile yaklaşıyor. Kul Himmet aynı zamanda Pir Sultan’ın hem yardımcısı, hem de eylem arkadaşı olduğunu iddia ediyor. Kul Hüseyin, Kul Mazlum ve Kul İbrahim’i de bu kadroya dâhil ediyor: “Pir Sultan gibi yaman bir uyarıcının elbette yardımcıları bulunması olağandır. Bunların ikisinin adı biliniyor. Biri Kul Himmet, öteki Kul Hüseyin’dir.”[13]
“Pir Sultan da büyük yardımcısı ‘Kul Himmet kardeşi ’ne selam gönderir ve gittiği yerlerde yapacağı işler için gereken talimatı da kapalı bir biçimde verir. Dikkatle bakıldığında çok şeyler söyleyen bu demeyi olduğu gibi veriyorum”.[14]

Bizden selam söylen Kul Himmet kardaşa
Vücudun şehrini gezsin de gelsin
Yedi kat yer ile yedi kat göğün
Onun mânasını versin de gelsin

Benim aradığım Hazret-i Ali
Altından dökülmüş Düldül’ün nalı
Kırk arşın kuyudan kim çıkarmış yolu
Yolun tedarikin sürsün de gelsin

Dervişlik dediğin kolay bir iştir
Ali’nin gördüğü mübarek düştür
Canı yok cismi yok bu nasıl kuştur
Bu kuşun dilinden bilden de gelsin

Dervişlik dediğin arıtır sözü
Araya mı gitti garibin sözü
Demirin üstünde karınca izi
Karanlık gecede görsün de gelsin

Pir Sultan Abdal’ım özümüz darda
Seni sakınırım ağyâr nazarda
Çıkmadık can kazılmadık mezarda
Cenaze namazın kılsın da gelsin

İlk dizeye dikkat edilecek olursa; nefesin bu dizesi bir hece fazla. Doğrusu işe şöyle: “Bizden selam olsun sofu canlara”.[15]Görülüyor ki hitap Kul Himmet’e değildir. Üstelik bir emirname değildir. Çünkü bu nefes bir tür lûgaz.[16]

Sadettin Nüzhet, Kul Hüseyin’i anlatırken “Kul taifesine mensup olduğu anlaşılan bir şairin Kul Himmet’ten nasib aldığı bir manzumesinden anlaşılmaktadır”[17].Ondan sonraki araştırmacılar da bu görüşe katılmıştır. Gerekçeleri ise, bir müridin aklının ermediği müşkilini mürşidine sorar. O da açıklamak suretiyle müridini irşat eder.


Mürşit isen müşkilimi haleyle
Neden hasıl oldu gürûh-ı naci
Beni yasda gamda bırakma öyle
Evvel tatlı n’eyledi sonrası acı

Hak verir kısmetim benim gıdamı
Kesmezem dilimden Bari Huda’mı
Doğurmazdan evvel Cibril Âdem’i
Hem Âdem yoğuken kim idi Hacı
…

Kul Hüseyn’im eyder evveli yandım
Hakk’a ikrar verip kandım inandım
Kul Himmet kendini ârif mi sandın
De bana nerdedir dünyanın ucu[18]

Nefese bakılırsa “Mürşit isen müşkilimi haleyle”, “Kul Himmet kendini ârif mi sandın” karşısındakini hiçe sayan soru ve hitaplarla müşkil danışılmaz. Bu sözler mürşit-mürit ilişkisine ters düşer. Talip her zaman mürşidine saygılı olmak zorundadır. Kul Himmet ise ona cevap verirken “Bu kadar açıklama yeter, sandığın kadar cahil değilim, can gözüm açık” dizelerini söyler. Halk edebiyatında bu tür şiirlere karşılaşma yahut deyişme denir. Müritlik-mürşitlik anlamını içermez.

*Şahkulu Sultan Vakfı Alevilik Temel Öğretim kitabı

 

Kul Himmet’in Bilinmeyen Deyişleri


 

Doğan Kaya

 

Âşık edebiyatında Alevi-Bektaşi inancıyla ortaya konulmuş binlerce şiir vardır. Söz konusu şiirlerde Oniki İmam, Kerbelâ hadisesi, menkabeler, Bektaşilikle ilgili inançlar, erkân ve âdetler konu edinilmiştir. Bu vadide en çarpıcı şiirleri Nesimi, Fuzuli, Hatayi, Pir Sultan, Virani, Kul Himmet ve Yemini ortaya koymuşlardır. Bu bakımdan bu şairler, yedi büyük Alevi-Bektaşi olarak nitelendirilmiştir.

 

Sözünü ettiğimiz şairler içinde yer alan Kul Himmet hakkında, yakın zamanlara kadar üzerinde pek araştırma yapılmamıştır. Hatta bundan dolayıdır ki, şiirlerinde “Kul Himmet Üstadım” olarak tapşıran iki ayrı âşığın şiirleri de Kul Himmet’in sanılmıştır. Bu âşıklar, Divriği’nin Örencik köyünden İbrahim’le, İmranlı’nın Söğütlü köyünden Hacik Kız (Hatice)’dır. Diğer taraftan Sefil Kul Himmet, Öksüz Kul Himmet ve Geda Kul Himmet mahlaslı şiirlerin varlığı, meseleyi daha da karışık hale getirmektedir.

 

Kul Himmet ve Kul Himmet Üstadım konusunda bugüne kadar en önemli çalışma, Türk folklorunun önde gelen isimlerinden İbrahim Aslanoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir.[2] Aslanoğlu, her iki çalışmasında şiirleri mahlaslarına göre ayırmış, gerek şiirlerinden gerekse tarihi vesika ve derlemelere dayanarak bu isimler hakkında yorum ve değerlendirmeler yapmıştır.

 

Kul Himmet, 16.-17. yüzyıllarda yaşamıştır. Mezarı, doğduğu yer olan Tokat’ın Almus ilçesinin Görümlü köyündedir.[3] Köylüleri onu, Bektaşi tarikatinin Erdebil Tekkesi’ne bağlı Safeviye koluna bağlar. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirmiş, zindana atılmıştır. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği tahmin edilmektedir.

 

Kul Himmet hakkında en son ve en derli-toplu çalışmayı ortaya koyan İbrahim Aslanoğlu’nun kitabında, ona ait 143 şiir bulunmaktadır. Aslanoğlu, kitabında önceki yayınlardaki ve yirmiden fazla cönkteki Kul Himmet mahlaslı şiirlerle bu sayıya ulaşmıştır. Şiirlerin ölçülerine göre dağılımı şu şekildedir: 7 heceli 1, 8 heceli 26, 11 heceli 104 ve aruz vezni ile 7. Kul Himmet’in ilk defa 36 şiiri yayımlanmış ve Cahit Öztelli tarafından bu sayı 87’ye ulaştırılmıştır. Biz de Aslanoğlu tarafından ulaştığı 143 sayısına 13 şiiri ilâve edeceğiz ve böylelikle Kul Himmet’in 156 şiiri edebiyatımızda yer almış olacaktır.

 

Burada yayımlayacağımız şiirler, kitaplığımızdaki cönklerde kayıtlıdır. Toplam sayısı 38’dir. Ancak 25 tanesi Aslanoğlu’nun kitabında da mevcuttur. Aşağı yukarı aynı sözleri ihtiva ettiği ve burada makale sınırlarını aşacağından sözünü ettiğimiz şiirlere yer vermeyeceğiz. Cönklerde, biraz önce zikrettiğimiz Sefil Kul Himmet, Öksüz Kul Himmet tapşırmalı şiirler de vardır ve bu şiirler bir başka çalışma ile değerlendirilebilir.

 

Metinlere geçmeden önce, kullandığımız cönkler hakkında bilgi vermenin yerinde olacağı kanaatindeyiz.[4] Kitaplığımızda bulunan cönklerin verdiğimiz numaralara göre özellikleri şöyledir:

 

4 no’lu cönk: Fotokopisini kullandığımız bu cöngün aslı Kangal’ın karanlık köyündeki Ali Ekber Öztürk’tedir. 16 x 20 cm. boyutlarında olup 29 yapraktır. R.1331 (M.1915) yılında Kangal’ın Karanlık köyünde yazılmıştır. Cönkte 26 şaire ait 58 şiir bulunmaktadır. Şiirlerine yer verilen başlıca âşıklar şunlardır. Budala, Deli Boran, Fedai, Feyzi, Fuzuli, Hasreti, Hatayi,Hulki, İrfani, Kemteri, Kul Himmet, Muradi, Mehemmed, Nesimi, Noksani, Pehlül Divane, Pir Sultan Abdal, Sadık, Sefil Kul Himmet, Sefil Mehmet, Şi’ri, Veli, Virani, Visali.

 

6 no’lu cönk: Cöngün aslı, Divriği’nin Höbek köyünde bulunmaktadır. Cönk, 10 x 20 cm. boyutlarında ve 18 yapraktır. Divriği yöresinde yazıldığını tahmin etmekteyiz. Yazılış tarihi, R. 1290 ( M. 1875)’tir. İçinde 22 âşığın 38 deyişi bulunmaktadır. Âşıkların başlıcası şunlardır. Abdal Pir Sultan, Âşıki, Dedemoğlu, Dertli, Derviş Ali, Gevheri, Hatayi, Hasreti, İsmail, Kemter Himmet, Kul Himmet, Kul Sevindik, Nesimi, Niyazi Mısri,Öksüz, Seyyit Seyfi (Nizamoğlu), Türabi, Virani.

 

7 no’lu cönk: İlk ve son sayfaları eksik olan bu cönk tahminimize göre 19. yüzyılın ortalarında tutulmuştur. Aslı, Divriği’nin Karakale köyündeki Hüseyin Demirtaş’tadır. Cönk, 14.5 x 21.5 cm. boyutlarında ve toplam 123 yapraktır. İçinde 40 şairin 140 şiirine yer verilmiştir. Bu şairlerin başlıcası alfabetik sıra ile şöyledir: Asri, Arif, Âşık Umman, Budala, Cafer, Cefai, Derviş Ali, Dertli, Dedemoğlu, Deli Boran, Fedai, Feryadi, Gedai, Gevheri, Gulami, Hasreti, Hatayi, Hüseyin, İsmail, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Kul İsmail, Kul Sevindik, Mirati, Nesimi, Noksani, Pir Sultan Abdal, Sadık, Sefil Ahmet, Sefil Ali, Sefil Edna, Sıtkı, Sırrı, Şem’i, Şi’ri, Teslim Abdal, Veli, Virani, Visali.

 

9 no’lu cönk: R. 1320 (M. 1904) yılında Tokat’ın Abdülfettah mahallesinde oturan Deli Mehmetoğulları’ndan Mustafa oğlu Hasan Emiri efendi tarafından tutulmuş, daha sonra Divirği’nin Höbek köyünden Yakup Aslan 11 x 16 cm. boyutlarındaki 135 yapraklı bir deftere aktarılmıştır. Defterde 51 şaire ait 120 şiir bulunmaktadır. Şairlerin başlıcası şunlardır. Abdal Abdal Dede, Ali, Asri, Âşıki, Azizi, Budala, Dedemoğlu, Deli Boran, Deruni, Dertli Kâzım, Dertli Kerem, Derviş Ahmet, Derviş Ali, Derviş Haydar, Derviş Musa, Emrah, Fuzuli, Güdeşlioğlu, Hasan, Hatayi, Hüseyin, Hüseyin Abdal, Karacaoğlan, Kaygusuz, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Kul Hüseyin, Kul Yusuf, Mesruri, Mirati, Nesimi, Nihani, Nutki, Öksüz Kul Himmet, Pir Sultan Abdal, Sadık, Sefil Türabi, Seyyit, Sefil Ahmet, Sefil Ali, Sefil Hasan, Sefil Kul Himmet, Sefil Mehmet, Sefil Öksüz, Sırrı, Sıtkı, Sultan Muhammet, Teslim Abdal, Veli, Virani.

 

11 no’lu cönk: 11 x 17 cm. boyutlarında ve 11 yapraktır. Divriği yöresinde tutulmuştur. Aslı, divriği Anzağar köyündeki Garip Tuncer’de bulunmaktadır. Cönkte, 8 âşığın 19 şiiri yer almaktadır. Bu âşıklar; Dertli, Derviş Ali, Feyzi, Hatayi, Kul Himmet, Kuddusi, Kul Hüseyin, Teslim Abdal’dır.

 

12 no’lu cönk: R. 1316 (M. 1900) yılında Divriği’nin Venk köyünde tutulmuş olan bu cönk, 9 x 23 cm. boyutlarındadır. Orijinali Divriği’nin Mursal köyündeki Kalaycı Kamber’dedir. 55 yaprak olan cönkte, 30 şairin 99 şiir bulunmaktadır. Adı geçen şairler şunlardır. Ali, Dertli, Dertli Kemter, Deli Boran, Esiri Baba, Feyzi, Gevheri, Hasan Dede, Hasan Paşa, Hatayi, Hüseyin, İsmail, Kabuli Baba, Kalender Baba, Karacaoğlan, Kemter, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Kul Safi, Kusuri, Nesimi, Noksani, Pir Mehmet, Pir Sultan Abdal, Sadık Baba, Şem’i, Teslim Abdal, Veli, Virani, Zekayi.

 

13 no’lu cönk: R. 1325 (M. 1909) tarihinde Divriği’de tutulmuştur. 11.5 x 19 cm. boyutlarındadır. 37 varak olan bu cöngün aslı Kutlu Özen’de bulunmaktadır. İçinde 18 şairin 34 şiiri bulunmaktadır. Şairin adları şöyledir. Askeri, Can Hatayi, Fakiri, Gevheri, Hüseyin, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Noksani, Nesimi, Piri, Seyyit Süleyman, Sırrı, Virani/Virani Adal, Zuhuri.

 

20 no’lu cönk: Oldukça hacimli olan bu cönk 13 x 20 cm. boyutlarında ve 325 yapraktır. Aslı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı’dadır. Oldukça ince ve çizgili bir kağıda yazılmıştır. İçinde 134 şairin 563 şiiri kayıtlıdır. Ayrıca 40 mahlassız şiir, Darnâme metni ve dualar yer almaktadır. Belirli sayfalarında bazı özel bilgiler bulunmaktadır:

 

"Bu mecmua Zile'nin Âla Mescid mahlesinden Kiranili Davulcuoğlu Mehmed'indir. Kimse dahil olamaz. Padişahdan ferman gelse kimse elimden alamaz efendim" R. 1323 (M.1907) (s. 25, 26)

 

"Kaldı ki, şu mecmuaların meâlini anlamak isteyen efgendilere mâlum ola ki, başındaki altmış kanadı Zile kazası Minare-i Keyr Mahlesinden Kiranili Davulcuoğulları'ndan Kasım .... pederim Mehmet Efendi'nin yazdığı ve gayri kusuru burdan nihâyete kadar Mehmet Efendi'nin mahdumu Rıza Efendi'nin yazdıklarıdır. Bu bahse ma'lumunuz ola.

 

El sahip Mehmet Efendi ve Rıza Efendi'nindir. Kimse dahil edemez. Padişah'tan ferman gelse kimse elinden alamaz efendim" (s. 92.)

 

"İş bu mecmuaları kimin yazdığını anlamak isteyenlere ma'lum olsun ki başından 60 kadarı Zile'nin Âla Mescid Mahlesinden Davulcuoğlulları'ndan Mehmet Efendi'ye, 60. kanattan 542. kanada kadar Mehmet Efendi'nin oğlu Rıza Efendi'ye, 542. kanadından sonuna kadar Rıza Efendi'nin oğlu Hacı İbrahim yazmıştır. Böylece mâ'lumunuz ola." M. 1947 (s. 533.)

 

Bu açıklamalardan da anlaşıldığı kadarıyla cönk Zile kaynaklı olup 1907-1947 yılları arasında düzenlenmiştir. Değişen yazı karakterlerinin de gösterdiği gibi üç ayrı kişinin elinden çıkmıştır.

 

Kaydettiğimiz 13 şiirden 1’i yedi, 4’ü 8 diğerleri de 11 hecelidir. Şiirlerin tamamı Alevi-Bektaşi inancıyla ortaya konulmuştur.

 

[1] Kul Himmet: Âşık Edebiyatı Araştırmaları. İstanbul 2000: 421-432.

 

[2] İbrahim Aslanoğlu:Kul Himmet Üstadım. Sivas 1976; İbrahim Aslanoğlu: Kul Himmet. İstanbul 1997.

 

[3] Emin Ulu: 100. Yılda Almus. İstanbul 1987: 341.

 

[4] Cönklerin temin edilmesinde yardımlarını gördüğüm değerli halkbilimci dostum Kutlu Özen’e içten teşekkür ederim. (D.K.)

 

[5] Baş kısımları zincirleme tarzında yazılan şiirin bu dörtlüğünü takip eden dörtlük silik olduğu için okunamamış, daha sonraki dörtlük sıraya dahil edilmiştir.

 

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Kul Himmet’in Bilinmeyen Deyişleri
 

Âşık edebiyatında Alevi-Bektaşi inancıyla ortaya konulmuş binlerce şiir vardır. Söz konusu şiirlerde Oniki İmam, Kerbelâ hadisesi, menkabeler, Bektaşilikle ilgili inançlar, erkân ve âdetler konu edinilmiştir. Bu vadide en çarpıcı şiirleri Nesimi, Fuzuli, Hatayi, Pir Sultan, Virani, Kul Himmet ve Yemini ortaya koymuşlardır. Bu bakımdan bu şairler, yedi büyük Alevi-Bektaşi olarak nitelendirilmiştir.
Sözünü ettiğimiz şairler içinde yer alan Kul Himmet hakkında, yakın zamanlara kadar üzerinde pek araştırma yapılmamıştır. Hatta bundan dolayıdır ki, şiirlerinde “Kul Himmet Üstadım” olarak tapşıran iki ayrı âşığın şiirleri de Kul Himmet’in sanılmıştır. Bu âşıklar, Divriği’nin Örencik köyünden İbrahim’le, İmranlı’nın Söğütlü köyünden Hacik Kız (Hatice)’dır. Diğer taraftan Sefil Kul Himmet, Öksüz Kul Himmet ve Geda Kul Himmet mahlaslı şiirlerin varlığı, meseleyi daha da karışık hale getirmektedir.
 

Kul Himmet ve Kul Himmet Üstadım konusunda bugüne kadar en önemli çalışma, Türk folklorunun önde gelen isimlerinden İbrahim Aslanoğlu tarafından gerçekleştirilmiştir.[2] Aslanoğlu, her iki çalışmasında şiirleri mahlaslarına göre ayırmış, gerek şiirlerinden gerekse tarihi vesika ve derlemelere dayanarak bu isimler hakkında yorum ve değerlendirmeler yapmıştır.
Kul Himmet, 16.-17. yüzyıllarda yaşamıştır. Mezarı, doğduğu yer olan Tokat’ın Almus ilçesinin Görümlü köyündedir.[3] Köylüleri onu, Bektaşi tarikatinin Erdebil Tekkesi’ne bağlı Safeviye koluna bağlar. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirmiş, zindana atılmıştır. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği tahmin edilmektedir.
 

Kul Himmet hakkında en son ve en derli-toplu çalışmayı ortaya koyan İbrahim Aslanoğlu’nun kitabında, ona ait 143 şiir bulunmaktadır. Aslanoğlu, kitabında önceki yayınlardaki ve yirmiden fazla cönkteki Kul Himmet mahlaslı şiirlerle bu sayıya ulaşmıştır. Şiirlerin ölçülerine göre dağılımı şu şekildedir: 7 heceli 1, 8 heceli 26, 11 heceli 104 ve aruz vezni ile 7. Kul Himmet’in ilk defa 36 şiiri yayımlanmış ve Cahit Öztelli tarafından bu sayı 87’ye ulaştırılmıştır. Biz de Aslanoğlu tarafından ulaştığı 143 sayısına 13 şiiri ilâve edeceğiz ve böylelikle Kul Himmet’in 156 şiiri edebiyatımızda yer almış olacaktır.
Burada yayımlayacağımız şiirler, kitaplığımızdaki cönklerde kayıtlıdır. Toplam sayısı 38’dir. Ancak 25 tanesi Aslanoğlu’nun kitabında da mevcuttur. Aşağı yukarı aynı sözleri ihtiva ettiği ve burada makale sınırlarını aşacağından sözünü ettiğimiz şiirlere yer vermeyeceğiz. Cönklerde, biraz önce zikrettiğimiz Sefil Kul Himmet, Öksüz Kul Himmet tapşırmalı şiirler de vardır ve bu şiirler bir başka çalışma ile değerlendirilebilir.
Metinlere geçmeden önce, kullandığımız cönkler hakkında bilgi vermenin yerinde olacağı kanaatindeyiz.[4] Kitaplığımızda bulunan cönklerin verdiğimiz numaralara göre özellikleri şöyledir:
 

4 no’lu cönk: Fotokopisini kullandığımız bu cöngün aslı Kangal’ın karanlık köyündeki Ali Ekber Öztürk’tedir. 16 x 20 cm. boyutlarında olup 29 yapraktır. R.1331 (M.1915) yılında Kangal’ın Karanlık köyünde yazılmıştır. Cönkte 26 şaire ait 58 şiir bulunmaktadır. Şiirlerine yer verilen başlıca âşıklar şunlardır. Budala, Deli Boran, Fedai, Feyzi, Fuzuli, Hasreti, Hatayi,Hulki, İrfani, Kemteri, Kul Himmet, Muradi, Mehemmed, Nesimi, Noksani, Pehlül Divane, Pir Sultan Abdal, Sadık, Sefil Kul Himmet, Sefil Mehmet, Şi’ri, Veli, Virani, Visali.
6 no’lu cönk: Cöngün aslı, Divriği’nin Höbek köyünde bulunmaktadır. Cönk, 10 x 20 cm. boyutlarında ve 18 yapraktır. Divriği yöresinde yazıldığını tahmin etmekteyiz. Yazılış tarihi, R. 1290 ( M. 1875)’tir. İçinde 22 âşığın 38 deyişi bulunmaktadır. Âşıkların başlıcası şunlardır. Abdal Pir Sultan, Âşıki, Dedemoğlu, Dertli, Derviş Ali, Gevheri, Hatayi, Hasreti, İsmail, Kemter Himmet, Kul Himmet, Kul Sevindik, Nesimi, Niyazi Mısri,Öksüz, Seyyit Seyfi (Nizamoğlu), Türabi, Virani.
 

7 no’lu cönk: İlk ve son sayfaları eksik olan bu cönk tahminimize göre 19. yüzyılın ortalarında tutulmuştur. Aslı, Divriği’nin Karakale köyündeki Hüseyin Demirtaş’tadır. Cönk, 14.5 x 21.5 cm. boyutlarında ve toplam 123 yapraktır. İçinde 40 şairin 140 şiirine yer verilmiştir. Bu şairlerin başlıcası alfabetik sıra ile şöyledir: Asri, Arif, Âşık Umman, Budala, Cafer, Cefai, Derviş Ali, Dertli, Dedemoğlu, Deli Boran, Fedai, Feryadi, Gedai, Gevheri, Gulami, Hasreti, Hatayi, Hüseyin, İsmail, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Kul İsmail, Kul Sevindik, Mirati, Nesimi, Noksani, Pir Sultan Abdal, Sadık, Sefil Ahmet, Sefil Ali, Sefil Edna, Sıtkı, Sırrı, Şem’i, Şi’ri, Teslim Abdal, Veli, Virani, Visali.
 

9 no’lu cönk: R. 1320 (M. 1904) yılında Tokat’ın Abdülfettah mahallesinde oturan Deli Mehmetoğulları’ndan Mustafa oğlu Hasan Emiri efendi tarafından tutulmuş, daha sonra Divirği’nin Höbek köyünden Yakup Aslan 11 x 16 cm. boyutlarındaki 135 yapraklı bir deftere aktarılmıştır. Defterde 51 şaire ait 120 şiir bulunmaktadır. Şairlerin başlıcası şunlardır. Abdal Abdal Dede, Ali, Asri, Âşıki, Azizi, Budala, Dedemoğlu, Deli Boran, Deruni, Dertli Kâzım, Dertli Kerem, Derviş Ahmet, Derviş Ali, Derviş Haydar, Derviş Musa, Emrah, Fuzuli, Güdeşlioğlu, Hasan, Hatayi, Hüseyin, Hüseyin Abdal, Karacaoğlan, Kaygusuz, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Kul Hüseyin, Kul Yusuf, Mesruri, Mirati, Nesimi, Nihani, Nutki, Öksüz Kul Himmet, Pir Sultan Abdal, Sadık, Sefil Türabi, Seyyit, Sefil Ahmet, Sefil Ali, Sefil Hasan, Sefil Kul Himmet, Sefil Mehmet, Sefil Öksüz, Sırrı, Sıtkı, Sultan Muhammet, Teslim Abdal, Veli, Virani.
 

11 no’lu cönk: 11 x 17 cm. boyutlarında ve 11 yapraktır. Divriği yöresinde tutulmuştur. Aslı, divriği Anzağar köyündeki Garip Tuncer’de bulunmaktadır. Cönkte, 8 âşığın 19 şiiri yer almaktadır. Bu âşıklar; Dertli, Derviş Ali, Feyzi, Hatayi, Kul Himmet, Kuddusi, Kul Hüseyin, Teslim Abdal’dır.
 

12 no’lu cönk: R. 1316 (M. 1900) yılında Divriği’nin Venk köyünde tutulmuş olan bu cönk, 9 x 23 cm. boyutlarındadır. Orijinali Divriği’nin Mursal köyündeki Kalaycı Kamber’dedir. 55 yaprak olan cönkte, 30 şairin 99 şiir bulunmaktadır. Adı geçen şairler şunlardır. Ali, Dertli, Dertli Kemter, Deli Boran, Esiri Baba, Feyzi, Gevheri, Hasan Dede, Hasan Paşa, Hatayi, Hüseyin, İsmail, Kabuli Baba, Kalender Baba, Karacaoğlan, Kemter, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Kul Safi, Kusuri, Nesimi, Noksani, Pir Mehmet, Pir Sultan Abdal, Sadık Baba, Şem’i, Teslim Abdal, Veli, Virani, Zekayi.
 

13 no’lu cönk: R. 1325 (M. 1909) tarihinde Divriği’de tutulmuştur. 11.5 x 19 cm. boyutlarındadır. 37 varak olan bu cöngün aslı Kutlu Özen’de bulunmaktadır. İçinde 18 şairin 34 şiiri bulunmaktadır. Şairin adları şöyledir. Askeri, Can Hatayi, Fakiri, Gevheri, Hüseyin, Kul Himmet, Kul Himmet Üstadım, Noksani, Nesimi, Piri, Seyyit Süleyman, Sırrı, Virani/Virani Adal, Zuhuri.
 

20 no’lu cönk: Oldukça hacimli olan bu cönk 13 x 20 cm. boyutlarında ve 325 yapraktır. Aslı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı’dadır. Oldukça ince ve çizgili bir kağıda yazılmıştır. İçinde 134 şairin 563 şiiri kayıtlıdır. Ayrıca 40 mahlassız şiir, Darnâme metni ve dualar yer almaktadır. Belirli sayfalarında bazı özel bilgiler bulunmaktadır:
 

"Bu mecmua Zile'nin Âla Mescid mahlesinden Kiranili Davulcuoğlu Mehmed'indir. Kimse dahil olamaz. Padişahdan ferman gelse kimse elimden alamaz efendim" R. 1323 (M.1907) (s. 25, 26)
 

"Kaldı ki, şu mecmuaların meâlini anlamak isteyen efgendilere mâlum ola ki, başındaki altmış kanadı Zile kazası Minare-i Keyr Mahlesinden Kiranili Davulcuoğulları'ndan Kasım .... pederim Mehmet Efendi'nin yazdığı ve gayri kusuru burdan nihâyete kadar Mehmet Efendi'nin mahdumu Rıza Efendi'nin yazdıklarıdır. Bu bahse ma'lumunuz ola.
 

El sahip Mehmet Efendi ve Rıza Efendi'nindir. Kimse dahil edemez. Padişah'tan ferman gelse kimse elinden alamaz efendim" (s. 92.)
"İş bu mecmuaları kimin yazdığını anlamak isteyenlere ma'lum olsun ki başından 60 kadarı Zile'nin Âla Mescid Mahlesinden Davulcuoğlulları'ndan Mehmet Efendi'ye, 60. kanattan 542. kanada kadar Mehmet Efendi'nin oğlu Rıza Efendi'ye, 542. kanadından sonuna kadar Rıza Efendi'nin oğlu Hacı İbrahim yazmıştır. Böylece mâ'lumunuz ola." M. 1947 (s. 533.)
Bu açıklamalardan da anlaşıldığı kadarıyla cönk Zile kaynaklı olup 1907-1947 yılları arasında düzenlenmiştir. Değişen yazı karakterlerinin de gösterdiği gibi üç ayrı kişinin elinden çıkmıştır.
Kaydettiğimiz 13 şiirden 1’i yedi, 4’ü 8 diğerleri de 11 hecelidir. Şiirlerin tamamı Alevi-Bektaşi inancıyla ortaya konulmuştur.
 

-1-
Şu benim sevdiğim Muhammed Ali
Kumru dost dost deyü öten Ali’dir
Sakınan çağıran mahrum mu kalır
Şu sefiller carına yeten Ali’dir
 

Ali’m tutdu Zülfikâr’ın sapını
Döndürdi kâfirin dine hepini
Mağribde attı kudret topunu
Maşrıkta uzatıp tutan Ali’dir
 

Muhammed mi’raca gidecek oldu
Ali Muhammed’i gönderi geldi
Doksan bin kelâmı o demde sordu
Soran Muhammed dinleyen Ali’dir
 

Âşıka dilden halife kılandan
Bülbül ayrılır mı gonca gülünden
Dad be dad çağırdı devin elinden
Kesikbaş carına yeten Ali’dir
 

Ecel kayıp nasib kayıp er kayıp
Ya Ali sırrına ermedim deyip
Kul Himmet ortaya bir nişan koyup
Bir olup birliğe yeten Ali’dir.
 

(Cönk no: 4, sayfa: 28)
 

-2-
 

Ey âşıki saramadın yâremi
Yâreme em olup merhem çalasın
Yarem deşilmiştir sarılmaz madem
Arayıp da hekimini bulasın
 

Dört kapı açıldı hangisi vardır
Bu manaya ermek hayli hünerdir
Deryanın dibinde kaç şehir vardır
Çarşısını pazarını bilesin
 

Mehdi çıkmış diye tellâl bağırdı
Bir teknesi vardır kırklar yoğurdı
On iki kız sekiz oğlan doğurdu
Onların ne olduğunu bilesin
 

Âşıkların sözlerine has derim
Muhammed'i gördüm Ali dost derim
Yedi bin yedi yüz âyet isterim
Yüz on daha vardır onu bilesin
 

Benim sevdiceğim Taki Naki'dir
Dost bağında bülbüller şakıtır
Yüz kardaşın hocası var okutur
Onlarıñ da ne olduğun bilesin
 

Düzüm düzüm olmuş yüzünün beni
Açılmıştır gül benzinde yanağı
Sar’öküzün alnındaki beneği
Kanadında ne yazılı bilesin
 

Var bul bir delilin yaka fenerin
Kaç hamail vardır şems ü kamerin
Sar’öküzün bastıcağı mermerin
Direğinde ne olduğun bilesin
 

Âriflerin sözü hilaf yazılmaz
Güher olmayınca hatem düzülmez
Bir kız vardır hergiz kuşağı çözülmez
Anasının kande olduğun bilesin
 

Dinleyeyim Kul Himmet'in sözlerin
Onda gördüm yedilerin izlerin
Muhammed'in koynundaki kızların
Huri midir peri midir bilesin
(

Cönk no: 6, sayfa: 10-11)
-

3-
Hey gaziler şunda günâhkâr oldum
Medet pirim imdat eyle talibe
Aradım günâhım özümde buldum
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Varıp kırklar kapısından çağıram
Hem çağırıp hemi lebbeyk diyen
Posttan kalkıp mührü önüne koyan
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Arza yetip enbiyaya erenler
Yemen'de taç vurup hırka giyenler
Zulmette kalmaz sizi sevenler
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Çağırak doksan bin ere şehide
Mağripten maşrıka cümle işite
Hacı Bektâş Veli'den imdat yetişe
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Sen Ali sırrısın himmetin yete
Fatıma kızındır Muhammed atan
Onları ayırmak yine bir hata
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Eyyüb'ün kurdunu döküp sağ eden
İbrahim'in yerin çayır su eden
Kara don giyip de ağ deveyi yeden
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Hasan Hüseyn şebber-şubber kulaktır
İmam Zeynel İmam Bakır yanaktır
İmam Caferhüsn hecesinde ayandır
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Musa Kâzım Rıza kalemdir kaştır
Taki Naki çeşmi onlara eştir
Hasanü'l-Askeri dehanda diştir
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Mehdi dedim masum pake yetirdim
Mürvet dedim el pençeye oturdum
On ik’İmamlar'a iman getirdim
Medet pirim imdat eyle talibe
 

Kul Himmet’im eydür var özün öldür
Cümle eksikliğin mürşide bildir
Engür şerbetini tuttuğum eldir
Medet pirim imdat eyle talibe
 

(Cönk no: 7, sayfa: 165-167)
 

-4-
 

Kalk karındaş yola gidek
Hak yoldan öte mi dersin
Murad u maksuda erincek
Bu söze hata mı dersin
 

Ârif olan kalleş olan
Bellidir meyli boş olan
Vefâsız yoldaş olan
Menzile yeter mi dersin
 

Sırrını verme kalleşe
Kalbi çürük meyli boşa
kapabilmem düşse taşa
Yetmeden tutar mı dersin
 

Sırrını verme hayrata
Senden alır gider yada
Damızlık koysan çiğ süde
Pişmeden tutar mı dersin
 

Kul Ümmet der çoşmayan
Aşk kazanında pişmeyen
Burada Hakk’a ulaşmayan
Orada yanar mı dersin
 

(Cönk no: 9, sayfa: 36-37)
 

-5-
 

Sebü’l-mesani” kitabın okusan
Türablıktan a’lâ yol mu bulunur
Bülbül olsam dört kapıda şakısam
Türablıktan a’lâ yol mu bulunur
 

Türab ol ki, çiğnesinler üstünü
Anda fark et düşmanını, dostunu
Nesimi gibi yüzdüregör postunu
Türablıktan a’lâ yol mu bulunur
 

Türab ide özün türab ol türab
Kalbindeki kini kibrini bırak
Muhammed Ali’nin cemâlin görek
Türablıktan a’lâ yol mu bulunur
 

Şükr olsun türablıktan doğrudur yolum
Ali’ye de malûm, ahvâlim, hâlim
Balım Sultan Haydar kend’aslan Ali’m
Türablıktan a’lâ yol mu bulunur
 

Balı’yı türab eden aşkın meyidir
Ali Seydi Şâh İbrahim soyudur
Türablıktan Şâh-ı Merdan huyudur
Türablıktan a’lâ yol mu bulunur
 

Kul Himmet’im “Kulhüvallahü ahad”
Cesetimden can kalmadı bu saat
Dün ü günü bildim idim Muhammed
Türablıktan a’lâ yol mu bulunur
 

(Cönk no: 9, sayfa: 73-74)
 

-6-
 

Eğer din bâbından haber sorarsan
Söyle kelâmını bildir efendim
Sual eyle ihsân olsun kelâmlar
Bilemezsem hâlim nedir efendim
 

Bir günün farzını on yedi bildim
Yiğirmi sünneti üç vitir kıldım
Sualine cevap vermeye geldim
Veremezsem döv de öldür efendim
 

Sabah dört öğlen on belli beyândır
İkindi sekizdir deme ziyândır
Akşam beş yats’on üç vitir tamamdır
Bunu da böylece kıldım efendim
 

Altmış altı er kaleyi boyladım
Altı yüz teravihi hesap eyledim
Ben bir divaneyim böyle söyledim
Buncağız kusura kalma efendim
 

Kıyas et meydandan geri kalırım
Aç gözünü sana hoca olurum
Bir yıllık namazı ezber bilirim
Var senden kaçan kördür efendim
 

Beş bin yüz yirmi farzıdır heman
Yedi bin iki yüz sünnettir tamam
İncil’le Zebur Hak delili Kur’an
O da bir sırdır ermen efendim
 

Seyyid gibi sen secdeye oturmuş
Köylü sana yağlı pilav getirmiş
Bana sen de neden sual sorarsın
Balı kıymağı da yersin efendim
 

Sözü m’olur sencileyin özü çürüğün
Yüzün görme yüzü gözü buruğun
La bak aşağı indirmişsin sarığın
Korkarım başında güldür efendim
 

Herhalde ilerü gelemez deyü
Sualime cevap veremez deyü
Kul Himmet ile baş edemez deyü
Korkarım el sana güler efendim
 

(Cönk no:9, sayfa:77-79), (Cönk no: 9, sayfa: 180-182)
 

-7-
 

Bugün yâr bize geldi
Gülleri taze geldi
Önünde Kanber ile
Ali Murtaza geldi
 

Ali benim mâhımdır
Kâbe kıblegâhımdır
Mir’aç’taki Muhammed
O benim padişâhımdır
 

Padişâhım Yaradan
Okurum ağ-karadan
Ben yardan ayrılalı
Yüzyıl geçti aradan
 

Arayı uzattılar
Yaraya tuz ektiler
Avluya bir kul geldi
Bedestende sattılar
 

Sattılar bedestende
Gül biter gülistanda
Muhammed’le hatemi
Bergüzardır aslanda
 

Aslanda bergüzarım
Ben sevdanla gezerim
El yarine kavuşmuş
Daha ben intizârım
 

İntizarlık çekerim
Gözyaşını dökerim
Dökerim göz yaşını
Bak Mevlâ’nın işine[5]
 

Dört eyledi kapısın
Lâl ü gevher yapısın
Kâfirler şehit etti
İmamların hepisin
 

İmam Hüseyn’e kıydılar
Hasan’a ağı verdiler
Zeynel ile Bakır’ı
Bir zindana koydular
 

Zindan bize mezardır
Hak yolları gözetir
Câfer’in bin yarası
Mehdi Kâzım Rıza’dır
 

Imam rıza’ya ağladım
Çeşmim yaşı çağladım
Ol Hasan Askeri’yle
On ikiye bağladım
 

On ikidir katarım
Türlü mercan satarım
Yüküm lâl ü gevherdir
Müşteriye satarım
 

Satarım müşteriye
Kalka gören yürüye
Melekler el kaldırdı
Cenneteki huriye
 

El kaldıra Süphan’a
İsm-i Âzam okuna
İmamların duâsı
Kaldı ulu divana
 

Ulu divan kuruldu
Cümle mahluk dirildi
..................... oldu
Muhtar önde vuruldu
 

Muhtar’a hû dediler
Ehline nur dediler
Muhammed rehber oldu
Ali’ye pir dediler
 

Pir dediler Ali’ye
Hacı Bektaş Veli’ye
Hacı Bektaş nâmını
Verdi Kızıl Deli’ye
 

Kızıl Deli tâcımız
Muhammed Mir’ac’ımız
Gürledik mi Karaca Ahmet
Yalıncık duâcımız
 

Kul Himmet’tir adımız
Burda yoktur yadımız
Şâh-ı Merdan aşkına
Hak versin muradımız
 

(Cönk no: 9, sayfa: 102-105)
 

-8-
Sana derim be hey sofi
Evvel imamınız kimdir
Selâvat indi şanına
Hak Muhammed Ali diyendir
 

Evvelkisi İmam Hasan
İkincisi İmam Hüseyn
Üçüncüsü İmam Zeynel
Dördüncüsü İmam Abidin’dir
 

Beşincisi İmam Bakır
Altıncısı İmam Cafer
Yedincisi Musa Kâzım
Sekizincisi Rıza’dır
 

Dokuzuncu İmam Taki
Onuncusu Ali Naki
On birinci Hasanü’l-Askeri
On ikinci Mehdi sahib-zamandır
 

Kul Himmet’im bakışına
Böyle mi girdi düşüne
İki cihân güneşine
Pâk eyleyen Kur’an’dır
 

(Cönk no: 11, sayfa: 18-19)
 

-9-
 

Bize imdat ol Hak’tan
Sabreyle gönül, sabreyle
Âlemi yarattı yoktan
Sabreyle gönül sabreyle
 

Âşıkların işi zârdır
Yüreğinde yanar nârdır
Bir eşref saat vardır
Sabreyle gönül sabreyle
 

Âşığın eyyâmı gamda
Böyle çalınmış kalemde
Bitmez iş olmaz âlemde
Sabreyle gönül sabreyle
 

Acele âhır melâmet
Sabrın sonudur selâmet
Az sabırda çok kerâmet
Sabreyle gönül sabreyle
 

Kul Himmet’im çekem minnet
Ölüm farz mı yoksa sünnet
Murada ereriz elbet
Sabreyle gönül sabreyle
 

(Cönk no:12, sayfa:84)
 

-10-
 

Pare pare yalan dünya
Yalan dünya değil misin
Hasan ile Hüseyin’i
Alan dünya değil misin
 

Ali bindi Düldül ata
Âşık dayanır firkate
Boz kurt ile kıyamete
Kalan dünya değil misin
 

Ali’nin Düldül’ünü alıp
Arslanını dağa salıp
Yedi kere üste kalan
Dolan dünya değil misin
 

Ah şu kaşa ah şu göze
Ciğer kebap oldu köze
Muhammed’i bir ham beze
Saran dünya değil misin
 

Yetik Kul Himmet’im yetik
Gerçeğin eteğin tutup
İnsan gül ot gibi bitip
Dolan dünya değil misin
 

(Cönk no: 13, sayfa: 9-10)
 

-11-
Dünya ile bir pazarlık eyledim
Ne virane ne harabe ne şendir
Seyrettim de bir dükkâna uğradım
Ne çarşıdır ne bedesten ne hardır
 

Sırr-ı surullahtır âleme inen
Dedim harfim manasını duyana
Çiçeğe uğradım kokusu bana
Ne bağdadır ne bağbandır ne güldür
 

Bir makam seyrettim ya kim gelecek
İkrarsızlar kıyamete kalacak
Bir gerçek harfim var mana alacak
Ne mezheptir ne imandır ne dindir
 

Yed’iklim çar köşe kilidi birdir
Ana akıl ermez bir gizli sırdır
Sorarsan dünya ana misaldir
Ne ağızdır ne burundur ne dildir
 

Kitabın kalbinde olur mu ilan
Ümmet-i billah da Ali’ye ayan
Doluyu bu demde elime sunan
Ne âdemdir ne insandır ne kuldur
 

Kul Himmet’im bu manadan al imdi
Alamazsın bir gerçeğe sor imdi
Senede bir kere doğdu dolandı
Ne ülkerdir ne yıldızdır ne gündür
 

(Cönk no: 13, sayfa: 56)
 

-12-
 

Gel gönül kimsenin aybına bakma
Hazer kıl sevdiğim değme gönüle
Arif ol cihanda bir gönül yıkma
Hazer kıl sevdiğim değme gönüle
 

Daim aşk atına bin de atlı gez
Edep öğren erkan öğren otlu gez
Gönül yıkma halk içinde tatlı gez
Sakın ey sevdiğim değme gönüle
 

Yoldaş eyle iman gibi dostunu
Amel kazan aramazlar aslını
Turap ol ki çiğnesinler üstünü
Hâk ol ey sevdiğim değme gönüle
 

Cihad eyle ki günahların tartasın
Bir amel kazan ki Hakk’a yetesin
Şar gibi her gördüğün örtesin
Pir ol ey sevdiğim değme gönüle
 

Kul Himmet dilimde zikrim Muhammed
Aşk dolusun içtim Hüda’ya minnet
Dinar ile satın alınmaz cennet
Hazer kıl sevdiğim değme gönüle
 

(Cönk no: 20, sayfa: 91)
 

-13-
 

Bektaş-ı Veli’nin yolun bilmeyen
Gündüzü karanlık gece sayılır
Evlad-ı Âli’ye biat etmeyen
Zümresi münafık pice sayılır
 

Evlad-ı Mürsel’dir tutmazsa damen
Anlardan ıraktır din ile iman
Her kim Ali evlada ederse güman
Yüz bin emek çekse hiçe sayılır
 

Arşın yücesidir başının tacı
Ka’be’ye ulaşır zülfürün ucu
Ehl-i beyt katarı güruh-ı naci
Cümle güruhlardan yüce sayılır
 

Kul Himmet’im bu manaya erenler
Zamanında imanını bulanlar
Hazret-i Hünkâr’ı mürşit bilenler
Bir niyazı yüz bin hoca sayılır
 

Doğan Kaya gardaşımızın ellerıne sağlık
 

 

S << Sayfaya geri       A << Ana sayfaya geri