Kul Nesimi

 

Edebiyat tarihimiz, tasavvuf şairi olarak yalnız bir Nesimi tanır. O da Bağdatlı Nesimi'dir. Oysa, conklerden topladığımız yüze yakın şiiri bulunan başka bir Nesimi daha var. İşte, bu kitapta konu olan ikinci Nesimi'dir. İkisini birbirinden ayırmak için konumuz olana Kul Nesimi diyeceğiz.

 

Bugüne değin Kul Nesimi'nin şiirlerinden pek azı ele geçmiş, onlar da Bağdatlı Nesimi'nin sanılmış. Hece ile yazılanları bile onun yeni şiirleri olacağı düsüncesine yol açmıştı. İlk olarak Sadettin Nuzhet, Bektaşi Şiirleri adlı eserinde yeni bir şair karşısında olduğumuza işaret etmiş, şair'in hayatı hakkında bilgi vermeden altı şiirini yayınlamıştı. 

 

Ad benzerliği dolayısıyla ve her iki şair'in Hurufi olması karışıklığa yol açmışsa da dilleri çok ayrıdır. Bundan başka Kul Nesimi'nin ayrı kişi olduğunu gösteren belgeler vardır. Bunları sıralamadan önce Bağdatlı şair'in kısaca hayatının bilinmesinde fayda vardır.

 

Bağdatlı Nesimi'nin ölumü, kendi halifesi Refii'nin Besaretname adlı eserinde bildirildiğine göre 1404'tur. Hallac-ı Mansur gibi o da "enel hak" (ben Tanrı'yım) dediği için derisi yüzülmuştü. Bu yüzde Alevi-Bektaşiler'le varlık birliğinin ileri taraftarları ve mumessilleri olan Bayrami Melamiler'i, Mevleviler'in Şems kolu denen ve Melamilik'ler Bektaşilik'e pek yaklaşan, hatta onlarla kaynaşan Mevleviler ve diger tarikatlar içinde Alevilik'i ve Melamet'i benimsemiş kimseler tarafından, ölümünü muteakkip büyük bir şehit tanınmış ve Mansur oğlu Hüseyn-el-Hallac'ın ikincisi olmuştur. Ağızdan ağıza, büyükten küçüğe devreden menkıbeler, aşağı yukarı bir Nesimi destanı meydana getirmistir.

 

Bu menkıbeler ve şairin sanatındaki başarısı yüzyıllar boyunca Türk ve öteki İslam    edebiyatında derin izler bırakmıştır. Konumuz olan Nesimi'ye gelince, onun onyedinci yüzyılda yaşadığını gösteren kuvvetli belgeler yeteri kadar vardır.

 

Bir şiirinde Kul Nesimi şöyle diyor:

 

İkiyüz altmışdört yıldan sonra
Bu nazmile bunu ettim ben izhar.

 

Bu şiir'in tamamında Hurufilik'in kurallarıyla birlikte kendinden de söz açan Kul Nesimi yukarıdaki beyitte Bağdatlı Nesimi'nin ölüm yılını ve tuttuğu yolu söylemek ister. Buna göre, Bağdatlı Nesimi'nin ölüm yılına 264 katınca 1668 bulunur. Bu şiiri olgunluk çağında söylediği kabul edilirse, onun 17. yüzyıl başlarında doğduğunu düşünmek yersiz olmaz.

 

Kul Nesimi'nin şiirlerine en eski olarak yine bu yüzyıl içinde yazıldığı kesin olarak bilinen conklerde rastlanılmaktadır. Bundan başka şair'in dilinin özelliğini bu yüzyıldan öteye göturmeye de imkan yoktur. Dili tam anlamıyla 17. yüzyıl divan ve halk edebiyatı şairlerinin dilidir.

 

Bunlardan başka kendi çagında yaşamış şairlerin Kul Nesimi'ye benzekleri (nazire) de var. Kısaca yukarda gösterdiğimiz sebeplerlerden ötürü Kul Nesimi 17. yüzyılda yaşamış bir şair dir. Bu yüzyılın tarih olaylarıyla Nesimi'nin şiirlerindeki bazı sözlerin karşılaştırılmasından hayatını az çok öğrenmek mümkün olmaktadır. 

 

Bilindiği gibi 17. yüzyılın bırinci yarısı hep İran'la yapılan savaşlarla geçer. İran Bağdat'ı alir. Osmanlı ordusu birkaç başarısız sefere katılır. Sonunda 4. Murat 1636'da geri alır. 16. yüzyıldan beri Yavuz ile Şah İsmail arasında başlayan uğraş bir yüzyıldan çok sürer. 

 

Bu arada Osmanlı topraklarındaki Kızılbaş-Aleviler İran'a yardımcı bazı durumlar yaratırlar. Bu yüzden ezilirler, yüzbinlerce kişinin başları uçar. Fakat, yine de alttan alta, gizli veya açık, her ayaklanmaya katılırlar. Bu katılmalar Celali ayaklanmalarında da kendini gösterir. 17. yüzyıl boyunca surer. 

 

Bu işlerde tarikat şairlerinin her bakımdan önemli etkileri olduğunu kendi eserlerinden olduğu gibi başka yerlerden ve meselâ tezkerelerden ögreniyoruz. Bunlardan Pîr Sultan Abdal ve Kul Nesimi'nin çağdaşı ve aynı maceralara karışan Alioğlu, Dedemoğlu gibi şairleri de tanıyoruz. Kul Nesimi böyle bir ayaklanmaya katılmıştır. 

 

Bunu bir manzumesinde şöyle anlatır:

 

Mehdi-i zaman ede zuhur kalmaya perde
Yezit olan kırsa gerek tıg u teberde
Nesimi, Şah'ın mehdin okur şam u seherde.

 

Buna göre İran Şahı'nın "Mehdi-i zaman" olarak ortaya çıkmasını, "yezit"leri, yani Osmanlılar'ı kırmasını dilemektedir. 

 

Ayrıca Şah'la ilgisini ortaya koyan bir manzumesinde:

 

Erenler Şah'tan gelurler
Ali derler pîrimize
İmamların kullarıyuz
Munkir irmez sırrımıza

 

ve başka şiirlerinde görülen izlerden İran Şahları yanını tuttuğu açıkca belli oluyor. Bundan başka Osmanlı Devleti'nin İran ile olan savaşları sırasındakı ayaklanmalardan izler taşıyan manzumeleri de görülmektedir. Osmanlı tarihcileri genel olarak bu gibi ayaklanmaları yazmadıkları icin yalnız manzumelerden sonuclara varmak gerekmektedir. Kısa ve eksik olmakla birlikte bunlar oldukca aydınlatıcıdır. 

 

Bir manzumesinde, başından siyasi bir yargılama geçtiğini anlamak zor değildir:

 

Mahkemede sual sordu kadılar
Kitapları orta yere kodular
Sen bu ilmi kimden aldın dediler
Ustamdan almışam, pîrden gelürem.

 

Bundan anlıyoruz ki Kul Nesimi de siyasal olaylara ve ayaklanmalara karışmış, hiç olmazsa perde arkasından birşeyler yapmıştır. Bu yüzden yakalanarak yargılanmıştır. Alioğlu ve Dedemoglu'nun da birer şiirlerinde aynı dörtlüğü buluruz. 

 

Hatta onlar işi biraz daha açarlar:

 

Pîrim Aliğolu, Bozdoğan'dan gel oldu
Gördüm murşidim, müşkülüm halloldu
Kılavuzum Şah Merdan Ali oldu
Özüme gönderdim kendi kuşumu.

 

İhlas kuşagını kuşandık bele
Her nereye varsam mürşidim bile
Kişinin basına yazılan gele
Şu dostun yoluna koydum başımı

 

Dedemoğlu, yardım eyle düşküne
Sen mürşitsin seçilmeyen müşküle
Şah Merdan sahip-zamanın aşkına
Aman mürvet Şah'ım Ali gel yetis.

 

Yine 17. yüzyılında yaşayan Derviş Ali adındaki şairin de böyle olaylara katıldığını gösteren şiirlerinden birkaç parca:

 

Derviş Ali'yim, kanım na-hak dökme
El ne derse desun sen ana bakma
Şah'ım yürümedikce posttan çıkma
Oniki imamlar kurbanıyız biz.

 

Bu Derviş Ali'nin Alioğlu olduğunu sanırım. S. Nuzhet de şairin 17. yüzyılda yaşadığını söylüyor.

 

Derviş Ali, Alioğlu olmasa bile bu yüzyılda İran ile Osmanlı Devleti arasındaki siyasi gerginlik dolayısıyla Anadolu'da bazı ayaklanmalar olduğu ve çeşitli tarikat erlerinin Şah için çalıştıklarını biliyoruz. Şair'in böyle bir ayaklanma sonunda ele geçirilip sorguya çekildiği,
etinin parça parça edildiği, yani çok eziyet edildiği, Azrail dediği Osmanlı Padişahı tarafından Şah'a kurban edildiği, yani ağır cezalara çarptırıldığı, bundan sonra Şah, Osmanlı ülkesine yürümedikce ortaya atılmamalarını tavsiye ettiği, tarikat ve Oniki İmam yolunda çok sıkıntılara düşüldüğü anlaşılıyor.

 

Ülkücü bir şair olan Nesimi de böyle olaylara karışmış, kendini bu yola feda etmış görünüyor:

 

Canım erenlere kurban
Serim meydan da meydan da
İkrarım ezelden kadım
Canım meydan da meydan da

 

Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi'yem yüzün beni
Derim meydan da meydan da

 

derken taraftarlarının bir yenilgiye uğradığını şöyle anlatır:

 

Muhib mürşidine uydu
Arif olan hisse duydu
Munafıklar nice kıydı
Tiğ çektiler pîrimize.

 

Kul Nesimi, sanatla ülkücülügü birlikte yürüten bir kişi olarak
görünüyor. 

 

Şairin ilk adının Ali olduğu bir manzumesindeki şu dörtlükten anlaşılıyor:

 

Mahlasım Nesimi, ismim Ali'dir
Bu çarh dönmektedir, sanmam halidir
Şükür kalbim iman ile doludur
Cürm'i isyanımız beleden beri.

 

Kitaba almakta fayda görmediğimiz elliye yakın yazdığı mani içinde ikisi soyu ve buyuk dedesi hakkında bilgi vermektedir:

 

Şükür Hakk'a iyd olur
Katarımız mezid olur
Ceddim Said Emre'dir
Neslinde said olur

 

Nesimi'ye al oldu
Sanma acep hal oldu
Ceddi bir abdal idi
Kendi de abdal oldu.

 

Burada şair'in büyük dedesi olduğunu öğrendiğimiz Said Emre, 14. yüzyılda yaşamış olup, Yunus Emre'nin en eski izleyicileridendir. Sait Emre'nin Hacı Bektas ve Hacı Bektas'ın halifelerinden Hacim Sultan'a da yetişmiş olduğunu bildiren şiirleri vardır. 

Hacı Bektas Veli Velayetname'sinde kendisinden uzun boylu söz edilen Molla Sadettin, bu Said Emre'dir.

 

Kendisi Aksaraylıdır. Hacı Bektas Veli'nin Arapca "Makalat"ını Türkçe'ye çevirmiş, bilgin ve şair bir kişidir. Said Emre'nin şimdiye değin ele geçen ondokuz parçası yayınlanmıştır. (bkz. Abdulbaki Golpınarlı, Yunus - Hayatı)

 

Soyunu kendisinden öğrendiğimiz Kul Nesimi, görülüyor ki eski ve kültürlü bir aileye bağlğıdır. Bu yüzden olacak, iyi bir öğrenim görmüş, soyunun bağlı olduğu Bektaşilik yoluna girmiş, ayrıca Hurufilik'te de çağdaşlarından çok ileri gitmistir.

 

Şair mahlasını Bağdatlı Nesimi'ye olan iç yakınlığı dolyısıyla almıştır. Nitekim, Kul Nesimi de ötekiler gibi Hurufilik yolunu tutmuştur. Bu yönü pek çok manzumesinde kendini açıkca gösterir. Bu yüzden Seyyit Nesimi'yi örnek alarak o da derisinin yüzülmesini ister, Ondan bahsederken ikisinin adları birleşir. 

 

Örnek olarak bazı parçalarını aşağıya alıyorum:

 

Ehl-i iman işlerin şol demde inkâr ettiler
Cun Nesimi'yi Halep şehrinde berdar ettiler
Öyle kim cevr eyleyup zulm ile hâkk'ı bastırdılar
Ahsen-i takvimi gör kim nice inkâr ettiler

 

Küfr edup imana gelmez, gelmeğe ar ettiler
Hâk bana emreyledi söyle deyuben söyledim
Sözlerim destan edup alemde destan ettiler
Bileyuben bıcakların çünkü canıma kıydılar

 

Sağ iken ben âşık'ı gör nice bimar ettiler
Soydular çıkardılar tenimden cun derimi
Yas edup gökte melekler cümlesi zar ettiler
Ey Nesimi vasıl oldun Halik-i Rahman'a sen

 

Cennet-ul me'vayı buldun, yerin gülzar ettiler

Kureyşiler böyle tevil düzdüler
Basmağa Ayatelkürsi yazdılar
Kendi fetvam ile derim yüzdüler

 

Halep şehri derler şardan gelürem.
Cun Nesimi gördü isminin Nesimi ismini
Sıdk ile Kur'an der kim kevn-i mahfuzundadır

 

Nesimi aynı zamanda Bektaşi'dir. Hallac ve Seyyit Nesimi'nin öldürülmelerinden sonra Hurufiler Irak'ta siddetli bir kovuşturmaya uğramışlar, bundan kurtulmak için Anadolu'ya kaçmışlardır. 

Böylece Hurufi dervişleri Bektaşilik'e kendi inanışlarını soktular. Nesimi'de, baska Bektaşi şairlerinden çok Hurufilik görülür. Şiirleri içinde bunu gösteren pek çoğu var. 

 

Onun için burada bir dörtlüğü örnek veriyoruz:

 

Biz tarik-i Bektaşi'yiz, zikrederiz Hâkk'ı biz
Bizdedir Şah-ı Velayet sırları hep bizdedir
Pîrimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli, kuluyam Nesimi
Etmeyiz cahile minnet, Al-i Sultan bizdedir.

 

Nesimi aynı zamanda hem Haydari, hem de Caferi olduğunu bildirir. 

 

İki ornek:

 

Ben ol sadık kulam ki Caferi'yem
Hakikat söylerem ben Haydari'yem
Ve eğer münkir sorarsa söyle ey dil
Ki mezhep icre bizler Caferi'yuz.

 

Nesimi'de Ali sevgisi son kertededir. Bunu pek cok manzumelerinde açıkca görmekteyiz. 

 

Birkaç örnek:

 

Ali evvel, Ali ahir
Ali batın, Ali zahir
Ali'dir her işe kadir
Ali'dir yâr ile mihman
Ali vahid, Ali ahed
Ali dindir, Ali iman

 

Haydar'ın evladını kim can u dilden medheder
Kalbi doldu nur ile kim mevc-i deryalar gibi
Ey Nesimi bir gönülde hubb-i Haydar olmasa
Anda çanlar çalınur güya kilisalar gibi

 

Hâk katında alemin mahbub-i Rahman'dır Ali
Evliyalar serveri hem Şah-ı Merdan'dır Ali
Ey Nesimi "Men aref" sırrın bilendir Adem'i
Adem'in hem suretinde harf-i Kuran'dır Ali.

 

Nesimi hakkında tezkerelerde ve başka eserlerde hiç bir bilgiye rastlanmıyor. Onun için hayatı ve inanışları hakkındaki bilgiyi ancak şiirlerinden anlamak mümkün oldu. 

 

Tabii bu da çok eksiktir. Ne yazık ki tezkereciler Nesimi gibi hükümet'in istemediği olaylara ve yollara girmiş kişileri söz konusu etmemişlerdir. Yeni belgeler ve şiirler bulununcaya kadar bu degerli şair hakkında söylediklerimizden başkasını elde etmek mümkün değildir. 

 

Cahit Öztelli'nin KUL NESIMI adli kitabindan.

 

S << Sayfaya geri       A << Ana sayfaya geri