![]() |
![]() |
![]() |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| Âşık Veysel Kimdir | Türkü Sözleri | Türkü Notaları | Ozanlarımız | Gönül verenler |
| Nota Bilgileri | Türkü Dinle | Yedi Ulu Ozanlarımız | Adım adım Türkiye | Linkler |
|
KUL HİMMET |
|
BÜYÜK OZAN, ŞİİR DİLİNİN USTASI, SİYASET VE MÜCADELE ADAMI
DEDE KUL HİMMET
İsmail Kaygusuz
İÇİNDEKİLER:
1. Kul Himmet Hakkında Bilinenlere Eleştirel Giriş 2. Kul Himmet Dede Ve İran Şahları 3. Kul Himmet Erdebil Ocağına Bağlı Ve Şeyh Safi'nin Torunlarındandır 4. Kul Himmet, Şah İsmail Ve Pir Sultan Abdal Yakınlığı 5. Kul Himmet'in Pir Sultan Abdal Ve Hacı Bektaş Dergahıyla Yakın İlişkisi 6. Kul Himmet'in Gezdiği Yerler ve Hakkında Anlatılan Söylencelerdeki Tarihsel Gerçekler 7. Kul Himmet'in Hacı Bektaş Dergahına Bağlılığı 8. Başka Bir Kul Himmet Var mıdır? 9. Kul Himmet Dede'den Seçme Şiirler 1. Kul Himmet Hakkında Bilinenlere Eleştirel Giriş 16. yüzyılı, gizli-açık ve kaça göçe, başından sonuna değin yaşamış büyük Alevi ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında, dikkate değer özel bir araştırma görülmemektedir. Diğer Alevi-Bektaşi ozanları arasında, cönklerde rastlanan bazı şiirlerinden seçmeler yapılarak ve yaşamına ilişkin tahmini bilgilerle Kul Himmet geçiştirilmiştir. Kul Himmet'i Pir Sultan'ın mürşidi göstermiş olma yanılgısına rağmen, yaşadığı döneme ilişkin ilk ve en doğru saptama, Sadettin Nüzhet'ten (Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1-2, İstanbul,1944, .170-198) gelmektedir: “Hayatı hakkında malumata sahip değiliz. Yalnız „Menakıb ül Esrar Behcet ül Ahrar‟ adlı eserde bazı şiirleri kayıtlı olduğuna göre, 16. asırda yaşadığı kuvvetle söylenebilir. Bektaşilerin tertip ettikleri mecmualarda Hatayi ve Pir Sultan'la beraber en çok bu şairin manzumelerine tesadüf edilmektedir. Bu da gerek yaşadığı devirde ve gerekse sonraki devirlerde büyük bir şöhret temin ettiğini göstermektedir. ” Aleviler arasında Menakıbname, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvetname, Menankıb-ül Evliya vb. adlarıyla tanınan ve 1608 yılında Bisati'nin kaleminden çıkan Menakıb-ül Esrar Behcet-ül Ahrar yapıtı, bir çeşit ante quem oluşturmaktadır, yani bu yapıtın yazıldığı tarihten önce Kul Himmet ölmüş olmalıdır. Yoksa yaşadığı ortamı ve şiirlerini tanıyan Bisati, kendisiyle mutlaka görüşür, bu konuda Kul Himmet'ten yararlanır ondan uzun uzun sözederdi. Haliyle daha çok şiirlerine yer verirdi. Çünkü gerek Buyruk'ta anlatılan Alevi inancı, Muhammed-Ali yolunun ilkeleri, felsefesi ve nasıl sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilen, ayrıca nefeslerinden anlaşıldığı gibi erkanlara bile katkısı bulunmuştur Kul Himmet'in. Ayrıca, Şah Hatayi'nin de birçok nefesinde övdüğü yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh Safi'nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil'i çekim merkezi yapmaktı amaç. Şeyh Safi'nin İmam Cafer Sadık'tan esinlendiğini ve Buyruğu'ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam Cafer'in mührünü taşıdığını şiirlerinde ifade eden Kul Himmet bu prapagandaya büyük katkıda bulunmuştur: Erdebil'den gelince Rum'a Sözümüz bizim didardan gelir Şeyh Safi Buyruğu'n eyledim kabul Sözü onun daim Cafer'den gelir Makalatın ahiri cemalatın zuhuru 1 Şeyh Safi'ye değiptir İmam Cafer mühürü |
| 2. Kul Himmet’in Yaşadığı Dönem ve İran Şahları
Yine çeşitli cönkler aracılığıyla ve Cem‟lerde çok söylendiğinden dedelerin sözlü aktarımlarıyla günümüze ulaşan Kul Himmet şiirlerinin bazılarında geçen belirleyici tarih ve isimler, kapalı olarak verilen olaylar onun yaşadığı dönemi açıkça göstermektedir. Çocukluğundan itibaren, Anadolu'da ortaya çıkan onlarca Alevi-Kızılbaş halk ayaklanmalarına tanık olmuş ve Kızılbaş siyasetinin yükselişi ve devlet kuruşunu; başarılarını, bütün krizlerini ve çöküşünü yaşamıştır:
"Hey erenler kimse Şah'a gidemez Şah'a Kanber gibi kul olmayınca"
"Her Mekke'ye giden Hacı olur mu Her abdal olanlar naci olur mu"
1“Sözlerin sonu geldi yüzler ortaya çıktı” anlamındaki dize, Cahit Öztelli (Pir Sultan'ın Dostları, İstanbul-1984, s. 185) tarafından “Mekalettin ahiri Cemalettin zuhuru” biçiminde yayınlanmıştır. Ancak Safevi Soyağacı'nda Şeyh Safi'den önce bu özel adlar bulunmamaktadır. Halk Türkçesiyle hazırlanmış Buyruk kitabı, Anadolu Aleviliğinin şanlı bir tarih sayfasını oluşturan Kızılbaşlık siyasetinin propaganda ürünüdür. Öte yandan Balım Sultan'ın, dil bakımından Osmanlı kentlerine yönelik Alevi-Bektaşi “Erkanname”si de bu siyasetin dışında değildir ve ona hizmet etmiştir.
Seni hiç korlar mı talip evine Seni taşırlar mı başlar üstünde
Kul Himmet'im eydir vücut pak olmaz
Bu nefeste geçen Şah, Şah İsmail'dir. Kul Himmet'in Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan'la özel ilişkilerini inceleyeceğimiz bölümde vereceğimiz örnekler dışında bir siyaset şiiridir bu. İlk gençlik döneminde, belki Şah İsmail'in Anadolu'ya ikinci gelişinden sonra, Şah'ın peşinden gitmeyi arzu eden Kızılbaş gençleri için yazmıştır. Burada Mürşit olarak sıfatlandırılan, Kızılbaş Safevi Devleti yönetimini elinde tutan Kızılbaş Yüksek kurulu “Ehl-i İhtisas'' kurulu baş üyesi Halifet-ül Hülafa, yani Halifeler Halifesi'dir. Mürşit-i Kamil ise Şah İsmail'in kendisidir.
Bunun için önce Mürşitten gelen buyruklara uymayı öneriyor. Şah'a kul olmadan, yola aşık olmadan Mürşit-i Kamil'den el almak, insan olarak paklaşmak-durulanmak olası değildir. Kul Himmet büyük olasıyla Şah İsmail'in Kızılbaş ordusuna katılmıştır. Ancak kendisinin de Safevi soyundan gelmesinin Şah'ın yanında özel bir ayrıcalığı olabilir. Onun tutsak olup kollarının bağlandığını ve Şah'a (Şah İsmail) kurtarılması için yalvardığını anlatan bir şiirini görelim:
Bugün tutsak oldum kollarım bağlı Ayn-Cem'de oturan erenler mürvet Erenler serveri Erdebil Oğlu Ayn-i Cemde oturan erenler mürvet
Erenler ne desin kendi gelene Eksikliğin kendi özünde bilene Bizim gibi merd-i garip olana Ayn-i Cemde oturan erenler mürvet
Yalnız kaldım yalvarayım ol Şah'a Kendi kazancımla düştüm bir caha Bizim için niyaz edin dergaha Ayn-i Cemde oturan erenler mürvet
Yezidin yanında söylüyemedim İnip aşk deryasın boyluyamadım Arttı yaram merhem eyleyemedim Ayn-i Cemde oturan erenler mürvet
Kul Himmet ya nice olur halimiz Açılmadı kaldı gonca gülümüz Küçük büyük mümin müslim varımız Ayn-i Cemde oturan erenler mürvet
|
|
Görüldüğü gibi tutsak bulunduğu yerde bu şiiri yazmış ve “Erenler serveri Erdebil Oğlu”ndan yardım istemekte ve kurtarılmasını dilemektedir. Erdebil Oğlu doğrudan Şah İsmail'in sıfatlarındandır. Bize göre, Cahit Öztelli'nin ileri sürdüğü gibi “Şah Tahmasb (1524-1576) veya Şah Abbas (1588 1628)” 2 değildir. Ozanın burada “Erenler serveri ” olarak nitelediği Şah İsmail, “Ayn-i Cemde oturan erenler” ise, Kızılbaş Safevi devletinin, Kızılbaş Türkmen oymaklarının Dede-Beğlerinden oluşturduğu yüksek Ehl-i İhtisas'' kuruludur.3 1501-2'de Kızılbaş Safevi devleti kurulduğunda, Alevi
2 Cahit Öztelli, “Pir Sultan'ın Dostları”, İstanbul-1984, s. 98 3Şah İsmail'i Gilan'da sakladıkları dönemde (1494-1499), inançları gereği Mürşid ve mürid (talip) ilişkileri içinde, “Ehli İhtisas” adı altında “Lala, Abdal, Dede, Hadim (hizmet gören) ve Halifat al- Hulafa (Halifeler halifesi)”den oluşan bir kurul kurmuşlardı. Devlet kurulduktan sonra bu kurul Lalalığı kaldırarak, yerine “Vekil-i Nefs-i Nefis-i Humayun” adıyla bir yüksek görev yarattı. Bu görev, Şah İsmail'in hem “Padişah” olarak dünyasal yani siyasal iktidarının , hem de “Mürşid-i Kamil” olarak inançsal iktidarının vekillik kurumuydu. Bu kurum bir süre için, geleneksel sadrazam ve tüm bürokrasinin,
Bektaşi Görgü Cemi kurumları doğrudan devlet yönetimine taşınmıştır. Kendilerinin aracılığıyla Şah'tan yardım isteyen Kul Himmet'in bu şiiri, adı geçen kurula ulaşmış olması olasılığı bile vardır. Kul Himmet'in gençlik yıllarında yaşadığı bu tutsaklıktan, herhalde çabuk kurtarılmıştır.
Kul Himmet, kendisine el verip yola götüren piri Pir Sultan Abdal'ın bir nefesine benzek olarak yazdığı bir düvazimamının sonunda, Şah Tahmasb'a (1524-1576) bağlılığını çekinmeden söylüyor. Bu şiirini büyük olasıyla kendisi ve çevresinin, İranlı bir yabancı (mevali) olarak suçlayanlara karşı yazmıştır. İranlı olmakla birlikte Şii değil Hüseyni (Hüseyin'e bağlı Alevi) olduklarını haykırmaktadır. Pir Sultan Abdal'ınkiyle çok az farklı sözcüklerle aynı içeriği taşımaktadır. Ancak Pir Sultan nakaratlarında doğrudan “Hüseyni'yim Alevi'yim ne dersin?” diye meydan okumaktadır. Sonunu, nerede olursa olsun bir Hüseyin sever Alevi olarak ikrar-imanına bağlı olduğu söylemiyle, şöyle bitiriyor:
Pir Sultan‟ım çağırır Hint'te Yemen'de Dolaştırsam seni Sahib zamanda İradet getürdüm ikrar imanda Hüseyni'yim Alevi'yim ne dersin
Kul Himmet ise şiirin sonunu Şah Tahmasb ile bağlıyor:
Kul Himmet'im mürid idim amana 4 Özüm ulaştırdım Sahib zamana İradet getürdüm Şah Tahmasb Han'a Hüseyni'yiz Mevali'yiz ne dersin
Kul Himmet bu şiirini 1533 tarihinden önce yazmıştır. Çünkü bu tarihten sonra Kızılbaşların ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu topraklarında
yani Umera'nın başı görevlerini içeren Vezir iktidarlarını gölgede bıraktı. Vekil, Savory‟nin deyimiyle Şah İsmail'in alter ego'su, yani ikinci kişiliğiydi. (R.M.Savory, The Cambridge History of Iran, Vol. VI, s.357, 384 vd.)
4 Cahit Öztelli (agy. s.37, 120: şiir 45) kitabının başındaki açıklama kısmında ise “Dehmen'e olarak yazmıştır. Hangisinin doğru derlendiğini anlamak güç. Bir uslamaya gidecek olursak rahatlıkla: “Kul Himmet'im müridim Pir Sultan'a” biçiminde yazmış olabileceği düşünülebilir.
yaşayan Alevi-Kızılbaş topluluklarının Şah Tahmasb'la bağları kesilmiş ve İran Şah'ından kesinlikle “mürüvvet” beklemez olmuşlardı.
1524 yılında Kızılbaş Türkmen hanları, eski yüksek kurulu yeniden oluşturarak, on yaşlarında tahta oturtup Mürşid-i Kamil postuna geçirdikleri Şah İsmail'in oğlu Şah Tahmasb'ın Şah vekilliğini, üçlü ve ikili Yönetimler (Triumviri ve Duumviri) ile 1529-30'lara kadar birbirleriyle mücadeleler içinde sürdürdüler. Sonra bu görevi Şamlu Muhammed Han devraldı. İç çatışmalara rağmen 1533 tarihine kadar kuruluş döneminde Kızılbaş Safevi yönetimi ikinci yükselişini yaşadı. Ancak Şah'ın çevresini kuşatmış, hiçbir zaman Kızılbaşlığı kabul etmemiş olan İran feodallarının geleneksel yönetici aristokrat aileleri daha fazla fırsat vermedi. Şah Tahmasb güçlenir güçlenmez, Şamlu Muhammed Han'ı öldürttü. Kızılbaş Türkmen oymaklarını birbirine düşürdü ve zorla yerlerini değiştirdi. Şah Vekilliği yerine bir İranlıyı başvezir yapıp Kızılbaş Ehli İhtisas kurulunu dağıttı. Başkomutanlığı (Emir ul Umera) da ellerinden alıp Gürcülere verdi. 1501 2‟de Tebriz'de kurulmuş olan Kızılbaş Safevi Devleti, 1533 yından itibaren Kızılbaşlık özelliğini resmen yitirmiş, İran unsurunun devleti, yani bugünün deyimiyle Ulusal İran devletine dönüşmüş. Yine aynı tarihten itibaren, Oniki İmamcı Şii Şeriatı, devletin resmi dini olmuştu. Böylelikle İran'da Kızılbaş azınlığın kurduğu devlet ortadan kalkmıştır.
Bu süreçte Osmanlı'nın da büyük katkısı vardır: 1533 den 1555'e kadar Kanuni Süleyman'ın İran'a yaptığı üç sefer İran Safevi devletini ortadan kaldırmak için değil, Kızılbaşlığı ve Kızılbaşları yoketmek amacını taşıyordu. Bilindiği gibi 1530'lara kadar Anadolu'da onlarca bölgesel Kızılbaş başkaldırıları olmuştur. Ama siyasetleri Osmanlı başkenti İstanbul'a, padişahın tahtına yöneliktir. Kul Himmet de, Pir Sultan da bu siyasetin sözcüleri ve propagandacısıdırlar.
Örneğin: Pir Sultan, İran yandaşı değil, tam tersine Kızılbaş Safevi yönetimini Kızılbaş çoğunluğun bulunduğu Anadolu'ya ve Kalender Şah ayaklanması sırasındaki (1527-28) büyük mücadeleye çağırmaktadır. Kızılbaş halk yönetimini İstanbul'da görmek istemektedir:
Yeryüzünü kızıl taçlar bürüye Münafık olanın bağrı eriye Sahib-i Zamanın emri yürüye Mehdi kim olduğu bilinmelidir
Pir Sultan'ım eydür ey Dede Dehman Kendini çevir de andan gel heman İstanbul şehrinde ol Sahib-Zaman Tac-ü devlet ile salınmalıdır
İran'daki Kızılbaş Türkmen oymakları, kökleriyle bağlı oldukları için, Kızılbaş hareketlerin hem destek hem de sığınak yerleriydi. Kısacası Cahit Öztelli'nin abartarak: “Aleviler Şah Tahmasp'ı çok severlerdi. Nefeslerde onun adı ile andıkları gibi „Güzel Şah, Ala gözlü Şah‟ ve özellikle Alevi toplumu arasında „Dehmen-Dehmen Şah‟ diye anılmakta idi” diye yazması, dönemin tarihini çok iyi incelememesinden kaynaklanıyor. Sözünü ettiğimiz 8-9 yıllık ilk döneminde Alevi-Kızılbaş ozanlarının şiirlerinde Şah Tahmasp'a bütün adların yakıştırılması da, Kızılbaş Yüksek Kurulunun siyasetinin uzantısıydı.
Kul Himmet Dede'nin tarih düşerek yazdığı iki nefesi, Şah Tahmasp dönemine rastladığı halde adını anmaz. Bunlardan ilki, İrfan Çoban'ın 5 Kul
5 Kul Himmet‟in türbesinin bulunduğu ve kurucusu olduğu Tokat‟ın Almus ilçesi Varzıl (Görümlü) köyünden İrfan Çoban‟ın Kul Himmet üzerine yaptığı derleme çalışmaları dosyasını 1995 yılında gördüm. Alev Yayınları onu incelememi ve yayınlanıp yayınlanmayacağı yönünde görüşümü istemişti. Gönderilen kopya üzerinde dikkatli bir inceleme yaparak 5-6 sayfalık yazıyla düşüncelerimi belirtmiş ve İrfan Çoban‟a bu yazının iletilmesini söylemiştim. Ona, kitabının gösterdiğim doğrultuda yayına hazırlanmasını kabul ettiği takdirde, yardımcı olacağımı da söylemişlerdi. İrfan Çoban‟nın, köyünün derneği tarafından bastırılan Kul Himmet kitabını gördükten sonra, o yazımdan bir-iki paragraflık alıntıyı vermek gereğini duydum: “...Alevi kökenli bir köy imamı olan İrfan Çoban, 'İki cami arasında kalmış binamaz' halk deyiminin anlattığı psikoloji içinde bulunmaktadır. Bazan Aleviliği, bazan cami hocalığı ağır basmakta. Bir görüş ve bilgi sistematiği bulunmadığı için duyduklarını, gördükleri ve okuduklarını pek çok yanlış anlamlandırmalarına rağmen, kesin doğrular gibi yansıtmıştır. (...)" " İrfan Çoban'ın derleme çalışması, büyük eksiklikleriyle birlikte bir emek ürünü ve oldukça önemlidir; mutlaka değerlendirilmeli. Kitap bu haliyle basılamaz. Bektaşilerle ilişkili tüm karşıt görüş, küfür ve suçlamalar çıkarılmalı; ancak Kul Himmet ocağı ile Dergah arasındaki çelişki ve anlaşmazlığın kaynağı üzerinde durulmalıdır. Geri kalan kısımlar iyi bir şekilde gözden geçirilip, iki bölüm halinde derlenip toparlanabilir: 1.Kul Himmet'e ilişkin özgün bilgiler ve şiirleri 2.Kul Himmet evlatlarının sürdürdüğü Yol ve Erkan. Bu bölümler uygun alt başlıklar altında ayrıntılanarak bir kitap oluşturulabilir. Kitaptaki bilgileri toparlayıp, yorumlayarak bilimsel değerlendirme getiren bir önsöz mutlaka konulmalıdır...”
İrfan Çoban önerilerimiz doğrultusunda değil, olduğu gibi yayınlanmasını istediğinden, yayınevi kitabını basmadı. Görüyoruz ki, “Görümlü Kul Himmet Sevgi ve Dostluk
Himmet soyundan gelen Boncuk Şahin Dede'den derlediği ve hem düvazimam hem de Cemlerde gülbenk (dua) olarak okunan 38 kıta'lık uzun nefesidir. Kul Himmet, hece sayısını ve uyakları gözönünde almadan, Görgü Ceminde içinden geldiği gibi (Şatiyye) gülbenk çekerken yarattığı bu nefeste peygamberler, melekler, Oniki İmamlar, Hacı Bektaş Veli, Kızıl Deli Sultan, Balım Sultan, çok sayıda erler-evliyaların ozanların adına zikrederek, bütün yersel-göksel varlıkların hepsinin “hürmeti hakkı için Ali”den yardım dilemektedir. Bu uzun nefes ağızdan ağıza, sözlü olarak gelmiş olduğundan bazı evliya isimleri sonradan şiire girmiş.Kul Himmet onuncu dörtlükte Şah İsmail'i bir veli olarak anmaktadır:
Dillerine ben mailim Her ne der isen kailim Kolu şanlı Şah İsmail'in Hürmeti hakkı için ya Ali medet
Şiirin sonlarına doğru (36. dörtlükte) Kul Himmet tarih düşmüştür:
Otuz dokuzda buldum kararım Bir dert ehli hoş yar ararım Sinop'ta yatan hazreti Bilal'ın Hürmeti hakkı için ya Ali medet
Kul Himmet Hicri 939'da (1533-4) bu nefesi söylerken, olasıyla kırk yaşlarındadır. Tam kararını bulmuş, olgunlaşmıştır ve derdine ortak olacak,
Derneği” tarafından 1997‟de Tokat‟ta bastırılan “Kul Himmet” kitabı da, sözü edilen kısımlar çıkarılmış olmasına rağmen, dil ve yazım kuralları bozukluğu bir yana, büyük bilgi, tarih yanlışları ve yanlış değerlendirmeler olduğu gibi durmaktadır. İrfan Çoban 'ın aynı ısrarını sürdürdüğü görülüyor.
Herşeye rağmen, Çoban‟ın yaşadığı bölgeden derlemiş olduğu Kul Himmet söylenceleri ve yeni şiirler oldukça önemli bulunmaktadır. Bunlar sayesinde Kul Himmet‟in soyunu sopunu saptayabildiğimiz gibi, onun Anadolu Kızılbaşlık tarihindeki onurlu yerini öğrenebiliyoruz. Biz incelememizde bu ham, yeni ve otantik bilgileri gördükten sonra, büyük Kızılbaş ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında fazla olmayan diğer çalışmaları da inceleyip, nesnel bakış açısıyla değerlendirme çabasına girmiş olduk. Ama eğer İrfan Çoban‟ın bu yeni derlemeleri olmasaydı, bugüne kadarki yanlış tarihleme ve değerlendirmeleri düzeltmek olası değildi. Bu bakımından kendisine teşekkür etmeyi zevkli bir görev biliyoruz.
kendisini anlayacak bir dost aramaktadır. Bunun için Sinop'taki bir evliyanın hürmetine Ali'den yardım beklemektedir. Başından çok maceralar geçmiş ve gittiği yerde güzel sözler etmiştir.
Ona Horasan'dan ve Erdebil'den erler gelmektedir. Bu ifade, Kul Himmet'in Erdebil ile ilişkisiyle birlikte, bu yıllarda Şah Tahmasp ile çatışan Horasan eyaletini elinde tutan Kızılbaş oymak beyleriyle haberleştiğini de gösteriyor. Artık yazdığı kağıtlarda (varaklar) dilekler dilemektedir:
Çok serencemler geçti serden Lal-i gevher çıkar dilden Horasan'dan Erdebil'den gelen erenler Hürmeti hakkı için ya Ali medet
Kul Himmet'im açıldı varaklarım Kabul olsun dileklerim Hurilerin meleklerin Hürmeti hakkı için ya Ali medet
Kul Himmet‟in 1533-34'de yazdığı böyle bir şiirde, Şah Tahmasp'ın da “hürmeti hakkı çün” Ali'den yardım istememesi için, onu artık sevmemesi ve ona karşı olması gerekmektedir. Bu durum yukarıdaki anlattığımız tarihsel olaylarla koşutluk taşımaktadır.
Yine İrfan Çoban'ın Kul Himmet evlatlarından Abbas Dede'den derlediği diğer nefes de bir düvazimam'dır. Bülbül ile konuşarak onun kendisine hal diliyle söylediklerini, bu düvazimam'da dillendiriyor Kul Himmet. Öğütler verirken, aynı zamanda özeleştiri geçiyor. 6. dörtlükte düştüğü bir tarih ve bu tarihte, “Dört kitapla İmam Cafer heyeti”nin “mümin kula” söyledikleri var.
973 (1563) yılında yazılmış olan şiirde, Şah Tahmasp'ın İran'da Şii Şeriatı'nın resmi devlet dini kabul etmesine ve olasıyla onun Anadolu'daki propagandasına karşıkoyum hissediyoruz. “İmam Cafer Heyeti'' diye adlandırdığı, ya doğrudan Kızılbaş Safevi devleti yöneticileri eski “Ehl-i İhtisas” yüksek kuruludur; ya da daha akla yatkını, bu kurulun üyesi “Halifeler Halifesi”nin başkanlığındaki Buyruk hazırlayan “İmam Cafer heyeti” adıyla bir alt komisyon vardı. Bu bilgiler bize, Kul Himmet'in bu heyette yer almış olabileceğini de düşündürüyor. Asıl onların söylediklerine kulak veriniz diye karşı propaganda yapmaktadır. Ancak tıpkı Pir Sultan'ın yaptığı gibi, kapalı ve simgelerle vermektedir düşündüklerini:
Eğer candan sever isen sen beni Eğlen uçup gitme der güle bülbül Senin mekanın benim kalbim evidir Vücudum şehrine kona der bülbül
Konarsan güle kon dikene konma Sakın eski düşman dost olur sanma Rakipten korkup ta sen geri durma Düşmanın kastı cana der bülbül
Bülbül gibi daldan dala sektiğim Kahrı hoş eyleyip cevrin çektiğim Beresin bekleyip ikrar güttüdüm Gülde mi harda mı o ne der bülbül
Gani Celal'dan rahmet ola kuluna Tabib gerek derde derman buluna Benliğinen konma gülün dalına Arı var pençeni kana der bülbül
Hatice-t-ül kübra Zühre'nin sesi Hasan'ın Hüseyin'in validesi Hazreti Peygamberin kerimesi Sorun Fadime'ye o ne der bülbül
İmam Zeynel içti abu hayatı Muhammed Bakır'a ver saadeti Dört kitapla İmam Cafer heyeti Yetmiş üçte mümin kula der bülbül
Musa-i Kazım'ın kurşun içişi İmam Rıza'nın müşkül seçişi Seher vakti dertli dertli ötüşü Dost bağında gonca güle der bülbül
Taki'nin Naki'nin ervahı farzın Cebrail türaba erdirdi özün Naki'nin alnında Zühre yıldızı Gelin yaş soruşun bile der bülbül
Hasan Askeri'den asker kopunca Mehdi mağaradan dışa çıkınca Binbir çiçekten de paçın alınca Arının figanı bala der bülbül
Kul Himmet dilinden güherler saçar Geçer şu mahluğun eyyamı geçer Mümin olanlara rahmetler saçar Dünya baki değil fena der bülbül
Kızılbaşların iktidarı üçüncü kez ele geçirme girişimi 1587-90 arasında; Şah Muhammed Hüdabende (1586-87) ve Şah Abbas'ın (1588-1628) ilk yıllarında olmuştur. Şah Abbas'ı da başa geçiren Kızılbaş güçler olmuşsa da, o babasından daha sert bir biçimde Kızılbaş Türkmenleri yönetimden atmış, yerine Gürcüleri ve Çerkezleri yerleştirerek büyük kıyımlar yapmıştır. Bir daha da Kızılbaş güçleri İran'da kendilerini iktidara yöneltecek ortamı yakalayamamışlardır.
Şah Abbas'ın ilk yıllarındaki Kızılbaşların iktidarı ele geçirme girişimi, anında Anadolu'ya yansımıştır. Kul Himmet bu girişim üzerine Şah Abbas'ın tahta çıkışını:
Yol oğlu musun sufi Bu yolu kurdu Safi Bu yolu terkedenin Kalbinde gerek insafı
ile başlayan 121 kıta'lık bir maniler dizisiyle karşılamıştır. 28. dörtlükte Şah Abbas‟ı Sahib-i Zaman (Mehdi) olarak selamlayıp, Şeyh Safi'den itibaren atalarını ona anımsatmış, onu Timur'a (Gürkan-Gürhan) benzeterek
6Tarihsel durum bu iken, C. Öztelli'nin Şah Abbas'ın Kızılbaş propagandası için; “O da Şah İsmail gibi Türkçe nefesler yazarak Anadolu'ya göndermiştir'' diye hüküm yürütmesi tamamıyla desteksizdir. Besati'nin “Menakıb'ül- esrar Behçet'ül-ahrar” elyazmasında iki nefesini zikrettiği Kul Adil'in, -salt kendi elindeki elyazması kopyasında Şah Adil tapşırmasıyla sözü edilen şiirler yazıldığı için- Şah Abbas'ın kendisi yani ozanlık takma adı olduğunu ileri sürmesinde (agy. s. 282-285) doğruluk payını kesin olduğu söylenemez.
Anadolu'ya gelmesini kapalı olarak teşvik etmiş. Genç yaşta tahta çıkarılışından umutlar besleyerek dergahına uzaktan niyazda bulunmuştur:
Çıkınca Sahip Zaman İnkara vermez aman Birgün sela okunur Abdesli bilinür Gürhan
Makalatın ahiri Cemalatın zuhuru Şeyh Safi'ye değiptir İmam Cafer mühürü
Şeyh Sadrettin Hoca Ali Şeyh İbrahim oldu ulu Ali padişahıdır Sözümüzün evveli
Şeyh Cüneyd Şeyh Haydar Şah İsmail geldi er Şah Dehmen padişah Şevketli olhur...?...
Koca Kabban (?) gördü eza Ali Abbas kıldı kaza Şeyh Safi akranında Şah Abbas geldi taze
Şah Abbas şahımızdır Gülyüzlü mahımızdır Niyazım dergahına Gizli penahımızdır
Dergahına niyazım Payine sürsem yüzün Gönlüm intizar kıldı Yolların gözler ahım
62. dörtlükte Şah herşeyi düzeltir (Pard'olur Şah pard'olur) deyip, onu izleyen birkaç dörtlükte kendi isteklerini ve asıl Anadolu Kızılbaşlarının siyasetini ortaya koyuyor. Onların emelleri olan İstanbul'un alınmasını gerçekleştirir diye umuyor ve onu yönlendiriyor. Zülfikarı kuşanmasını istiyor. Ancak o zaman İnkar'ın (Osmanlı Padişahının) yüreğinden kanlar boşanacaktır:
Pard'olur Şah pard'olur Eşikte niyaz d'olur Erenler dem erince Kış içinde yaz olur
Erenler dem erince Coşar çarha girince Ya Merdan eğlenir mi Meydanda ne görünce
Meydan d'olur meydanlar Tahtına uğrar canlar Bin baş bin yol sayılır Onda sorulmaz kanlar
Alır İslambol tahtın Yerine getirir ahtın Zülfikarı kuşanır Geyünür cenk rahtın
Zülfikarın kuşanır Yezit görür uşanır İnkarın yüreğinde Kopar kanlar boşanır
79. dörtlükte Şah Muhammed Hüdabende'den, hatalı ve hiçbir marifeti olmadığından sözediyor. Ariflerin kendisinden iğrendiğini söylüyor. Şah Abbas ise, “Şahlar şahı ve alemin sığınacak yeri” dir. Şah Abbas‟ın tahta geçmesi, İmam olmasıyla Kul Himmet onun vasıflarını söze döküyor ve övgüsünü tamamlıyor.
Şah Bende'nin zatı çoktur Hiçbir marifeti yoktur Arifler iğrenirler Böyle taslığı çoktur
... Şah'ım şahlar şahıdır Alemin penahıdır...
Kul Himmet‟e ayan oldu Güzel Şah imam oldu Şahın cemali vechinde Bu vasf kelam tamam oldu
Kul Himmet'in bu maniler dizisini Şah Abbas'ın tahta çıkarıldığı 1588'in başlarında yazdığı anlaşılıyor. Ve büyük olasılıkla büyük ozan son birkaç yılını Kızılbaşların kurtuluşu umudu içinde geçirmiştir. Kul Himmet, bu maniler dizisinin 72.sinden itibaren 7 dörtlük içinde, “Mana ulaştı kırka'' diye başlayıp yüze erişinceye dek, sanki her dörtlükte on yılının yaş özelliklerini vermektedir. Mana'yı, içdünyası olarak alırsak, kırk yaşından itibaren olgunlaştığını söyleyip, yüzyaşına dek sürdürüyormuş gibi geliyor insana. Ancak bazan Mani türünün özelliği gereği, tekerleme biçiminde anlamlandırılması güç boşmuş gibi görünen sözler de sıralıyor. Belki özellikle 76. dörtlükte Şeyh Safi'nin (1252-1334) seksen yaşlarında öldüğünü ima etmesi, kendi yaş evrelerini dörtlüklerle verdiğine kanıt gösterilebilir:
Mana seksene yetti Ali özün şehit etti Kodular hak yoluna Şeyh Safi doğru gitti
Böyle olunca Kul Himmet yüz yaşlarında ve arifler meclisinde sohbette iken, Şah Abbas'ın Kızılbaşlar tarafından tahta çıkarıldığı haberini almıştır. Bu onun için bir armağandır. Bu armağanı “şerh etmeğe”, yani açıklamaya geçerken Şah Bende'den (Şah Muhammed Hudabende'nin kısaltılmış söylenişi) başlaması ve arkasından “Şahın minbere çıktığını” zikretmesi de tezimizi güçlendiriyor:
Mana erişti yüze Yüz gören vermez yüze Bu arifler sohbetidir Bir armağan geldi bize
Armağan geldi bize Dinlen şerh edem size Her nefs buğuza gerek İmiş bunlara kaza
Şah Bende'nin zatı çoktur Hiçbir marifeti yoktur (...) Gönül mescit dil vere Şah'tır çıkan minbere
|
|
3. Kul Himmet Dede Erdebil Ocağına Mensup ve Şeyh Safi’nin Torunlarındandır
Kul Himmet'in kim olduğu üzerinde, 1990 yılında yayınlamış olduğu bin sayfalık “Bektaşi Nefesleri ve Şairleri” isimli kitabında (s. 163) Turgut Koca şu bilgiyi veriyor: “16. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Yeniçeri ocağından emekli olunca, bütün Osmanlı topraklarını köy köy dolaşmıştır. Şiirlerini bu gezginciliği sırasında yazmıştır. Bir ara Hacı Bektaş Dergahında dervişlik etmiş, mücerret azizlerdendir. Nefeslerinden bir kısmı bestelenmiştir.'' 7 Bu bilgilerin hiçbir dayanağı yoktur. Kul Himmet'in Tokat bölgesinde yaşadığı ve bir ailesi bulunduğu bilinmektedir. Mücerret (evlenmemiş) derviş de değildir. Tokat'a bağlı Almus ilçesinin Varzıl (Görümlü) köyünde mezarı bulunmaktadır. Kul Himmet soyundan gelen ve Kulhimmetliler adını taşıyan Dedeler (Seyyid) Ocağı vardır.
7 Kitabının önsözünde (s.6-7) “...Tarihin akışı içinde yetişen Bektaşi Şairlerinin hayat hikayeleri, tarih sırasına göre, Bektaşi gelenekleri gözönüne alınarak belgelere dayandırılmıştır. Bu şairlerin çağ ve çevre, yine belgelerle tesbit edilmiştir” diyen Turgut Koca'ya sormak gerekir: Turgut Baba, Kızılbaşlık siyasetinin Şah Hatayi ve Pir Sultan'dan sonra üçüncü büyük ozanı Kul Himmet'i hangi belge ile Yeniçeri ocağından yetişmiş ve oradan emekli olduğunu saptadınız? Mücerret olduğunu nasıl uyduruyorsunuz? Kızılbaş düşmanı Osmanlı'yı kendi devleti olarak görmeyen Kul Himmet, nasıl yeniçeri ocağından olur? Bu Kul Himmet Dede'ye yapılacak en büyük iftira, en büyük kötülüktür. Yeniçerilerin Alevi-Bektaşi inançlı olması belirleyici öge olamaz; Kızılbaşları ezen bir devletin askeri gücüdür o ve bu güç ezilen topluluklar için kullanılmıştır. Yeniçerilerin Bektaşiliğini öne çıkarmak için Dede Kul Himmet'i yeniçeri emeklisi yapmak, Pir sultan Abdal'ı Rumeli'nde Osmanlı akıncılarıyla fetihlere çıkarmak (agy. s. 145) safdillik değilse kasıtlıdır; bir Bektaşi babasına yakışmaz!
Kul Himmet'in bugüne değin bilinmeyen soyunu, aşağıda yeni bulunmuş bir şiiriyle açıklayacağız. Bu çok önemli nefesi de, Kul Himmet'in mezarının bulunduğu köyden İrfan Çoban Kulhimmetli Dedelerden derlemiştir. Ayrıca İrfan Çoban Kul Himmet'in soyunu gösteren hüccetname'yi de görüp okuduğunu söylemektedir.(İrfan Çoban, Kul Himmet, Tokat-1997, s.6-8) Kul Himmet'in kendisini ve soyunu tanıtan -görünüşte bir kaç kuşak kesiklik olmasına rağmen- bu nefesi çok önemsiyoruz. 8 Şiirin tamamını aşağıda geçtikten sonra, yorum ve açıklamalarını yapacağız:
Aslımı sorarsanız behey sofular Aslımız Oniki İmam'dan gelir
Aslımı neslimi diyeyim size Neslimiz Ahmed-i Muhtar'dan gelir
Hüseyin'dir aslım ceddim celalım Anadan gelme ummandan gelir
Ondan İmam-ı Zaynel ü Bakır İmam Cafer Sadık ummandan gelir
Musa Kazım Hüseyn için çok ağladı Oğlu Hamza-yı Ebul Kasım'dan gelir
Hamza'dan geldi cihana Ebu Muhammed
8Kul Himmet'le aynı yüzyılda, İstanbulda yaşamış, halk arasında Nizamoğlu adıyla tanınan Seyyid Seyfullah Nizamoğlu kendisinden başlayarak soyunu değilse de, aynı şekilde bağlı olduğu tarikat (Halveti) zincirini bir şiiriyle açıklamıştır. Yol zincirini ilk büyük İslam mutasavvıflarına ulaştırıp...Maruf Kerhi, Davud-i Tai, Habib-i Acemi'de Hasan'ül-Basri'ye kadar çıkıp şöyle bağlıyor: Habib-i Acemi'ye bu yol bu erkan Hasan'ül Basri'den ki geldi ey can Aliy'el-Mürteza'dır piri anın Velisidir zemin ü asümanın Ana erdi yol erkan Mustafa'dan Nebiler serveri kan-safadan Bunların şeyhi Nizamoğlu kuludur Kul olan bunlara mutlak velidir Şiirin tamamı için bkz. Nejat Birdoğan, Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmeleri, Istanbul-1992, s.195-196. Onun oğlu İsmail'den gelir İsmail'in torunudur Cafer Cafer oğlu Muhammed'den gelir Muhammed oğlu Hüseyin'den gelmişem Hüseyin oğlu Feyruz Şah'tan gelir Muhammed Hafız ondan geldi dünyaya
Onun oğlu Saadettin'den gelir
İsmail'in
torunudur Cafer
Muhammed
Hafız ondan geldi dünyaya
Evliya sulb-i Saadettindir bilin Ervahı şartlar insandan gelir
Kutbettin'den geldi Şeyh Salih Şeyh Safi'nin dedesi Salih'ten gelir
Salih'in oğlu Emaneddin-i Cibril Şeyh Safi gibi imamdan gelir
Şu dünyada bozulunca aslımız Ceddi pakim Erdebil'den gelir
Erdebil'den gelince Rum'a Sözümüz bizim didardan gelir
Şeyh Safi buyruğun eyledim kabul Sözü onun daim Cafer'den gelir
Yedi kez hacca kılmışam revan
9Kul Himmet‟in bu dizesi, onun yedi kez Hac için Hicaz'a gitmiş olduğunu göstermemektedir. Alevilikte Pir huzuruna çıkmak, yani tarikata-yola gitmek, Ayn-i Cem'de görülüp sorulmak Hacca gitmektir. Zaten bir başka nefesinde Kul Himmet bunu belirtmektedir:
Şah-ı Erdebil'den akıp gelirim Pirim serçeşmeden içtim ezelden Ustazın yüzüne bakıp gelirim Sıtkınan sevdim seviştim ezelden
Cümle tarık ehli birdir atamız Yollarımız ehl-i irfandan gelir
Rum diyarına destimi attım Ali sırrı benim kalbimden gelir
Evladımın adını koymuşum Şahin Hakka doğru yollar bunlardan gelir
Şahin'ime yolumu eyledim teslim Aslımız Şah-ı Erdebil'den gelir
Adımı anam Hüseyin koydu Babam Muhyettin'dir İran'dan gelir
Kula himmet eyledi Şeyh Safi Kula inanmayan Mervan'dan gelir
Ondan sonra adım oldu Kul Himmet Evliya yolu Kırklar'dan gelir
Sofu bana sırrımı farş ettirdin Sırrı farş eyleyen şeytandan gelir
Kul Himmet bu şiirinde Safevi hanedanının soyağacını, Şeyh Safi'ye (1252 1334) kadar sadece 3-4 isim eksiğiyle bize vermektedir. Bu eksik isimlerin peşpeşe olmasından, içinde geçtiği beyitlerin kaybolduğu yargısına varılabilir. Kul Himmet'in bu nefesi, Kızılbaş-Alevi ozanları arasında Safevi soyağacını -Şeyh Safi'ye kadar da olsa- tanımlayan tek örnek olması bakımından önemi bir yana, ilk kez ozanın kimliğini ve kendi soyunu tanımamızı sağlamaktadır. Her ne kadar İrfan Çoban Kulhimmetli Dedelerde
Mürvetinen bağışlanır hatamız Muhammed Ali'ye çıkar ötemiz Kısmetimize orda ulaştık ezelden (...)
İmam Hasan şehrinde duacıyım Hüseyniler güruhunda naciyim Tarikata kadem bastım hacıyım Didar sevgisine düştüm ezelden
Şecere'sini görüp okuduğunu ileri sürüyor ve saptadığı bir Şah İsmail şeceresiyle karşılaştırıp, onunla amca çocukları olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsa da fazla inandırıcı değil. Şeyh Safi'den sonra Erdebil postuna oturmuş Sadreddin (1334-1393), Sultan Hoca Ali (1392-1429) ve Şeyh İbrahim (1429-1447) atlanarak, Şeyh Cüneyd (Ö.1460) ile Şeyh Haydar'ı (Ö.1488) Şeyh Safi'nin oğlu ve torunu gösterilmiştir. İrfan Çoban'ın bu karşılaştırmalı sıralamasında Şeyh Cüneyd'in iki oğlu olduğu doğrudur. Ancak Şey Cüneyd'in Çerkez halayığından olan büyük oğlunun adı Muhyittin değil, Hoca Muhammed'dir. (Aşık Paşazade'den aktaran Walther Hinz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, 2. Baskı, Ankara-1992, s. 27, 110) Asıl adının Hüseyin olduğu anlaşılan Kul Himmet, babasının adının Muhyittin olduğunu ve şiirinde “cedd-i pakinin (temiz soyu)” Erdebil'den geldiğini söylemektedir. Kaybolmuş beyitlerinde geçen Kul Himmet'in dedelerinin adlarını bilemiyoruz. Bu şiire göre, Şah İsmail ile çağdaş olan Kul Himmet onun gibi, Şeyh Safi'nin 6. kuşaktan torunudur. Bir kaç beyit içinde verildiği, fakat günümüze ulaşmadığını düşündüğümüz Kul Himmet'in üç dedesinin adını öğrenemiyoruz. Buna rağmen, diğer Erdebil Şeyhlerinin adlarının geçmemesi, babasının adının da Muhyittin olması bizde onun, Şeyh Safiyüddin'in beş oğlundan biri olan Muhyittin'in soyundan geldiği kanısını uyandırmaktadır.“Şu dünyada bozulunca aslımız/Ceddi- pakim Erdebil'den gelir” beyitinden, Erdebil dergahı postuna oturmak için hak kazanamamış Muhyittin, ya da oğlunun Erdebil'den Anadolu'ya geldiği anlamı çıkabilir.
Belki de Kul Himmet'in yazdığı “aslının bozulması”, yani Dergahın ilkelerine aykırı işler yapmasından dolayı bu hakkı yitirmiştir. Muhyittin'in kardeşi Sadreddin'in yaklaşık yetmiş yıla yakın Erdebil'in başında bulunmasıyla bazı sıkıntılar yaşanmış olabilir. Ama belki de Kul Himmet'in dedeleri, Hoca Ali döneminin sonlarında, Timur'un Anadolu'dan getirip Erdebil'de bıraktığı Alevi Türkmen tutsakların, yani Sufiyan-ı Rum'dan bir kısmının geri dönüşleri sırasında birlikte gelmiş olabilirler. Görüldüğü gibi Şey Safi Buyruğu'nu kabul edip ona bağlanmasının nedeni, sözlerinin İmam Cafer'den gelmesinden ve onu temsil etmesindendir. Bir başka nefesinde Kul Himmet'in, “Şeyh Safi'ye değüptür/ İmam Cafer mühürü” dediğini ve Buyruğun tanıtılması ve yaygınlaştırılmasında emeği geçtiğinden yukarıda sözetmiştik. Şiirin sonunda kendisine Kul Himmet adını veren ermişin Şeyh Safi olduğunu açıklıyor: Bu, şiir söyleyip dillenen ozanlara, pirleri veya mürşitleri tarafından, ya da düşlerinde bir veli, bir peygamber görünüp yeni bir ad takılması olarak bilinen Alevi geleneklerindendir. Ayrıca Muhammed Ali yoluna girerken, yani ikrarverme-musahib olma töreninden sonra verilmiştir. Kul Himmet bir başka düvazimam şiirinde Şeyh Safi'ye “Safi Dede'm” diye seslenmektedir:
Güzel Muhammed'in zikr-i hakkıdır Oniki irenkten metah dokutur Safi Dedem yazar Ali okutur10 Cebrail'in kanadında yazılı
Şeyh Safi'nin Erdebil dergahının başına geçememiş oğulları ve torunlarının Rum'a (Anadolu'ya) göçtüklerinin bir başka örneği Sivrihisarlı Baba Yusuf'tur. 1524 yılında ölmüş olan Mürşid-i Kamil olarak tanınan Yusuf Baba'nın “Kitab-ı Mahbubiyye” adlı manzum bir yapıtı günümüze gelmiştir. Bu kitabın başında verdiği Safevi soyağacını Adem peygambere değin çıkartmaktadır. Kendisi, Şeyh Safi'den sonra yerine geçmiş olan Sadreddin'in oğlu Cemaleddin'in soyundandır. Sadreddin'in diğer oğlu Hoca Ali Erdebil postundayken Cemaleddin'in oğulları ve torunlarının Anadolu'ya gelip yerleştikleri anlaşılıyor. Yusuf Baba adı geçen yapıtında Yunus Emre'nin mezarının Sivrihisar'a yöresinde Sarıköy'de bulunduğunu da zikretmekte. Ayrıca soyundan geldiği Şey Cemaleddin'in kardeşi Hoca Ali'nin müridi Şeyh Hamid Veli (Somuncu Baba, Ö.1413) ve ona bağlı Hacı Bayramı Veli'den de sözetmektedir. Bu gösteriyor ki Anadolu'da yol (tarikat) zinciri Erdebil Şeyhleriyle yürüyen Sünni Türk mutasavvıfları bulunmaktadır. Yusuf Baba'nın da Alevi olup olmadığı açık değildir. (Abdülbaki Gölpınarlı, Alevi Bektaşi Nefesleri, Ankara-1963, s. 272, 273,276; Melamilik ve Melamiler İstanbul-1992, s.34-35)
Kul Himmet'in mezarının bulunduğu ve Kul Himmet soyluların yaşadığı köyden olan ve köyünde yıllarca imamlık yapmış bulunan İrfan Çoban'ın ozan hakkında derlediği otantik bilgiler, asıl adı Hüseyin olan Kul Himmet'i ailecek bize tanıtıyor. Hanımının adı önce Ördek Ana iken, yerleştiği köyde değiştirip Fatma Ana demişler. Birinin adı Şahin, öbürünün Abbas olan iki oğlu vardı Kul Himmet'in. Yukarıdaki şiirinde sadece iki kez oğlu Şahin'in adı geçmektedir. “Şahin'ime yolumu eyledim teslim” dizesinden anlaşıldığına göre, Kul Himmet artık yolu-erkanı yürütmeğe mecali kalmadığı ömrünün son zamanlarında bu şiiri yazmıştır. Abbas'ın o tarihlerde yaşamadığı anlaşılıyor.
Söylentiye göre, Kul Himmet olasıyla, küçük yaşta ölen oğlu Abbas'ın ardından çok ağlayıp sızlamaktaymış; kendisine insan kılığına girmiş bir
10 Cahit Öztelli, kitabında (agy. s. 86) “Seyfi Dedem” olarak hatalı yayınlamıştır, “Safi Dedem” okunmalıdır.
melek (Mikail) görünüp, elini gözlerine sürerek ona Kerbela'yı göstermiş. İmam Hüseyin ve yetmiş iki yakınının şehit oluşlarını gözleriyle görmüş. Melek ona: “Ey, ben dervişim, diyen kişi! Sen hep cedd-i celalını översin; hem Hüseyin'in soyundanım dersin, hem de vadesi gelmiş bir evlat için figan edersin. Görmez misin İmam Hüseyin'i? Beş kardeşi üç oğlu gözünün önünde şehit edildi; yine de Allaha davacı olmadı. Dervişlik, allahtan gelene kail olmak ve hoşnutlukla karşılamaktır” deyip gözden kaybolmuş. Kul Himmet de bir daha ağlamamış ve düvazimamlar söylemiş. Kul Himmet'in soyu oğlu Şahin'den yürümüş. Varzıl (Görümlü) köyünde yaşayan Şahinoğulları, Dedeler kabilesi olarak onun soyundan gelmektedirler.
|
|
4. Kul Himmet, Şah İsmail Hatayi Ve Pir Sultan Abdal Yakınlığı
Bu üç büyük Alevi-Kızılbaş ermiş ozanı birbirinden etkilenmiş ve çok kez nefesleri birbirine karıştırılmıştır. İçlerinde yaşça en küçüğü olan Kul Himmet birçok şiirinde hem Şah hem ozan olarak Hatayi'yi ve ustadı-piri olarak Pir Sultan'ı zikretmiştir. Pir Sultan'ın da bazı şiirlerinde Şah Hatayi'nin adı geçmesine rağmen, Hatayi‟nin hiçbir şiirinde ne kendisinden yaşça büyük olan Pir Sultan'ın ve ne de Kul Himmet'in adına rastlanmamaktadır. Bu ancak birinin Şah, öbürlerinin bende-kul durumunda oluşları ya da diğer söylemle, Hatayi'nin Mürşid-i Kamil makamında bulunması dolayısıyla, onlara sadece talip gözüyle bakmasıyla açıklanabilir. Buna karşılık Hatayi'nin, o dönemlerde Hacı Bektaş Veli Dergahının Pir'i, Balım Sultan (1450?-1418?) hem de kardeşi Kalender Çelebi (1483?-1428) üzerine birer şiiri vardır. Bu kişiler, Şah'ın kendi inanç ve siyasetinin kaynağı Hacı Bektaş Veli'nin temsilcileri olduğu kadar, Küçük Asya'da yaşamakta olan Alevi-Kızılbaşların birinci derecede bağlı oldukları dergahın başındaydılar. Alevi toplulukların manevi önderleri Dede'ler, her yıl orada kazan kaynatıp icazet aldıktan sonra gelip Cem-cemaatlarını yaptırıyorlardı. Özellikle Balım Sultan'ı öven şiir tamamıyla siyasidir. Olasıyla 1509'da, II. Bayezid'in izniyle Osmanlı sınırında Yıldız Dağı çevresinde bir süre kalışı sırasında yazmıştır.11
Burada yapılan Cemlere ve siyasi toplantılara Hacı Bektaş Dergahı'ndan Balım Sultan'ı temsilen Kalender Abdal, aynı Dergahtan icazetli dede Pir Sultan Abdal ve henüz 17-18 yaşlarında bulunmasına rağmen ozanlığıyla kendini kabul ettirmiş Safevi soylu dede Kul Himmet de katılmıştır. Bu
11 Menakıbnâme AG nüshasından aktaran Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal, s.41.
geniş katılımlı siyasi toplantılarda ozan olarak Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet'in biraraya geldiklerini belirleyen Kul Himmet köyünde (Varzıl-Görümlü) anlatılan bir önemli söylence ve üçünün de adını birarada zikreden nefesler mevcuttur. Kalender Abdal bu üç ozanın biraraya gelişini, çok geniş yorumlara açık görünen “Eli kanlıların elin yumağa” dizesiyle vermiştir. Kalender üçünü de cümle aşıkların atası ilan eder:
Ezel-i ervahtan ceddim cemalim Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi Eli kanlıların elin yumağa Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi (...) Kalender yok bu sözümün hatası Beş harftendir aşıkların futası Üç aşıktır cümle aşık atası Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi 12
Kul Himmet dondan dona geçen, sürekli bir dönüşüm içinde herşeyde, heryerde ve bütün sevdiği kutsadığı kişiliklerde Ali'yi gördüğünü anlattığı nefesinde ikisini de anar. Ali hem kendisinde, hem de Şah Hatayi ve Pir Sultan'dadır:
Ali'sin Muhammed yoktur gümanım Şeriat içinde dinimsin Ali Tarikat içinde sırr-ı ummanım Marifet içinde pirimsin Ali (...)
Dilek diler seni severim canda Kul Himmet(?) Hatayi Pir Sultan sende Ruz-i mahşerde ulu divanda Mümine şefaat edensin Ali
Kul Himmet bir başka nefesinde, Hatayi'nin şiirine benzek yaparak; hem onun söylemiyle hem de onu arada kullanıp Hacı Bektaş'a yalvarıyor. Ayrıca Pir Sultan yolundan gittiğini ve ondan ayrılmak istemediğini öğreniyoruz:
12 Bu şiiri Hacı Bektaş Müzesi Kitaplığındaki 137 Numaralı bir cönkte bulduğunu söyleyen Cahit Öztelli (agy. s.28-29), tamamını kitabın sonunda verdiğini kaydettiği halde orada bulunamamıştır.
Hatayi'm(e) Kul Himmet eder niyazı Pir Sultan yolundan ayırma bizi Ol mahşer gününde isteriz sizi Muhammed önünde car Hacı Bektaş
Şah Hatayi'nin özellikle kolay anlaşılır, halk kesiminin çok çabuk kavrayıp etkilendiği 7, 8 heceli dörtlükler ve bazan dördüncü dizenin yinelenerek tekerlemeye dönüştürdüğü uzun mani dizisi (katarı) türünü Kul Himmet dışında kullanan Alevi-Bektaşi ozanlarına rastlamıyoruz. Ayrıca Hatayi'nin, İmam Ali'nin İslamın yayılmasına ilişkin savaşcıl ve barışcıl eylemlerinin, büyüklüğü ve erdemlerinin konu edinildiği ve yine Ali'yle ilgili tarihsel olayların olağanüstü kerametler biçiminde anlatıldığı öykü-destan şiir türünü Kul Himmet de başarılı biçimde kullanmıştır. Örneğin Ali'nin Uhud ve Hayber Kalesi savaşlarındaki gösterdiği yiğitlikler, Ali ve Dev, Ali ve Salman, Ali ve Güvercin, Ali'nin Cıfat'a satılması, Ali'nin Yüzüğü öyküleri bazan ikisi aynı öyküyü değişik biçimde- her iki ozan tarafından işlenmiştir. Her iki ozandan birer örnek verelim:
Hatayi'den Ali İle Selman‟ın Öyküsü
Okurum hece hece Bilmenem halim nice İsmin Elif kodular Nik beratlı bir hace
Kul olam usul boya Mubahta kohan yuya Deşt-i Erzan gölünde Selman oynardı ceye
Selman korktu havf etti Elif Lam Mim Kaf etti Selman'ın hırkasına Geldi bir arslan yattı
Bilmedi kande cihan Arslan geçmişti dondan Çağırdım celal hakkıyçün Kurtar beni aslandan
Selman gördü havf etti Elif Lam Mim Kaf etti Gördü bir atlı gelir Aslan kakıdı gitti
Kul olam bu atlıya Sad eli beratlıya Selman bir deste nergis Niyaz sundu atlıya
Çağırdım ana ana Kül oldum yana yana Üç yüz yıl tamam oldu Ali geldi cihana
Kırmızı gül alası Can cinin müptelası Ali cihana geldi Selman oldu lalası
Kırmızı gül harman ile Dertliler derman ile Ali hurma dibinde Oynardı Selman ile
Oynum yetmez oyuna Elim yetmez boyuna Ali hurma çigidin Sındı Selman boynuna
Oku derim ben bunda Ne oyunun var bende Ben bir ulu kişiyim Ne oyunun var bende
Can cana mulu musun Dedim yar ulu musun Söyle Selman göreyim Sen benden ulu musun
Can cana ne muluyem Dedim yar usulüyem Ben üçyüz sen yedisinde Pes ben senden uluyem
Okuram bir ayetin Etmezem kul gaybetin Deşt-i Erzan gölünden Kim aldı hal ayetin
Kırmızı gül nalan ile Kavlim yok yalan ile Benim kasavetim var Haletim alan ile
Uyur bitmez uyana Ali yetmez yayana Ali nergisi sundu Selman etti ayan
Hatay'im has değil mi Bakın ihlas değil mi Hazreti Ali'nin lalası Selman-ı Fars değil mi
Şah Hatayi'nin bu destanı gerek anlatım, gerekse biçim ve içerik yönünden pek güçlü görünmüyor. “İbrahim ile İsmail”, “Ali ile güvercin” ve “Ali ile dilenci” vb. destansı öyküleri de (İbrahim Arslanoğlu, Şah İsmail Hatayi, s. 382-430) Kul Himmet'inkilere göre çok zayıf kalmaktadır. Çok büyük olasılıkla Şah Hatayi bunları çocukluk döneminde yazmıştır. Kul Himmet'in 30 dörtlük içinde yazdığı ve tamamını incelemenin sonunda verdiğimiz “Ali ile dev” destanından bir kısım dörtlükleri geçelim:
Yerde insan gökte melek yoğiken Kudretinden bir nur indi süzüldü İki isim bir kandilde nur iken Ayn Ali mim Muhammed yazıldı
O dem yaratıldı dev ile peri Kaftan kafa hükmederdi herbiri Anların var idi bir sultanları Gayetten pehlivan pek zorba idi
Üçyüz altmış batman gürzü çekerdi Vuruncağız Kaf'ı Kuf‟i yıkardı Cümle devler anın havfin çekerdi Yedi iklim çar köşede az idi
Üçyüz altmış arşın idi kameti Yetmiş yedi arşın idi sıfatı Hiçbir kula benzemezdi heybeti Bakınca mağripten meşrık düz idi
Kaf dağında bir bağ vardı hurmadan O zaman yoğidi dünyada insan Gördü bağ içinde bir taze civan Şad ü hurrem oldu güldü sevindi
Dev genci hemen yakalayip yemek ister. Ama o kocaman dev nasıl olduğunu bile anlamadan kendini yerde baygın bulur. Yedi gün sonra ayıldığında, elleri hurma dallarıyla bağlı ve gözleri kan içindedir. Dev önce kendi çevresinde ellerini çözdürmeğe çalışmışsa başaramamış. Sonra bütün peygamberleri dolaşmıştır. Aradan birkaç bin yıl geçmiş ve Muhammed peygamber zuhur etmiştir. Dev çok perişan bir durumda onun huzuruna çıkar:
Muhammed der deve “Nedir ahvalin? Sinende yaran var baglıdır elin Vatanın neredir nereden gelin? Eğlen de bir haber ver tezindi”
Dev de der ki “Kaf dağıdır mekanım Dünyada yoğidi eşim nökerim Nice bin yıl ben bu derdi çekerim Kuşça canım kafesinden üzüldü”
Muhammed der deve: “Nerde bağlandın? Adın nedir bunca eğlenlendin? Süleyman Nebi'ye Nuh'a varmadın Elin baglı bin yıl daha gezindi''
Dev de der ki “Rezputeş‟tir adım Kaf'tan Kaf'a kadar hüküm ederdim Süleyman Nebiye Nuh'a uğradım Ne yaram onuldu ne bend çözüldü”
Dev Muhammed'e yüzyirmi dört bin peygamberi dolaştığını, derdine çare bulamadıklarını ağlayarak anlatır. Muhammed yedi iklim padişahının askerleriyle gelmeleri haberini salar. Herkes gelir toplanır. Muhammed sorar:
“Elini bağlayanı görsen bilin mi? Eğlenme de şu orduyu gezindi” Küçük büyük bu haberi duydular Dellal koyup çarşı çarşı sordular
Cümlesi de derildiler geldiler Hepsi devin karşısına dizildi
Nice saatlar, nice günler geçer; herkes önünden dizi dizi gelir geçerse de dev bulamaz aradığı kişiyi. Sonunda Cebrail Tanrıdan name getirir ve Muhammed'in devin derdine derman olmasını ister. Bunun üzerine Muhammed Selman'ı çağırır:
Muhammed Selman'a gel dedi geldi Aleme bir nurdur balkıdı doğdu Selman'ın çigninde Ali'yi gördü Dev Muhammed hırkasına dolundu
Dev de Muhammed'e söyler pusudan: “İşte bu oglandı bana iş eden Yerde insan gökde melek yoğiken Duyar idim çok dev başın keserdi”
Ali'm der “Deve olmaz irağbet Dev adam eti yer bu nasıl adet?” Muhammed Ali'ye eyledi minnet İşaret eyledi bendi çözüldü
(...) Büyük küçük bu haberi işitdi Sevdası serimden ayrılmaz her dem Ruh aşinasıydık Elest gününden İsm-i Ali kalb evine yazıldı13
Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet'in Yıldız dağında buluşup dem-devran geçirdikleri, hal diliyle muhabbet ettiklerini belirleyen bir söylence anlatılmaktadır Kul Himmet‟in köyü Varzıl'da. İrfan Çoban'ın derlediği söylenceye göre tarikatı yürüttükten, yani cem-cemaattan sonra Yıldız dağında üçü birlikte geziye çıkar. Bir ara kırda çiçekler arasında oturur kendilerine sunulan bir tas balı yemeğe hazırlanırken Pir Sultan: “Dostlar, bu bala birer işaret koymadan yemeyelim!'' diye öneride bulunur. Diğerleri öneriyi kabul ederler.
Bunun üzerine her keresinde ikisi hakem olur biri işaretini söyler. Önce Kul Himmet başlar; hal diliyle buyurur bir arı gelip balı yemeğe girişir. Hatayi: “Ey Kul Himmet, vızıltın kesilmesin,balını eller yesin!'' der. Bu, bir çeşit Kul Himmet'in geleceğinin görülmesi okunmasıdır. Yani, Kul Himmet vızıltın-sızıltın eksik olmayacak, kazancını da eller yiyecek, demek oluyor. Bugün Kul Himmet evlatları arasında hiç kesilmeyen kavga-niza ve bu yüzden yüzden kazançlarını rüşvet olarak ona-buna yedirmeleri anlatılan olaya bağlanır.
Pir Sultan Abdal emreder; bir kıl takılır bala. Hatayi: “Ey Pir Sultan, sen de bala düşürdüğün kıl ile asılasın” dediği için o da ipe çekilmiştir.
Sıra Hatayi'ye gelince; bala el atar, bal tası münevver olur (aydınlanır). Kul Himmet ile Pir Sultan aynı anda: “Ey Hatayi, balın çok olsun, yemeye doyma!” Sultan Hatayi tutkuludur ve çok kazanmıştır, ama yemeye
13 Her iki destanda da işlenen konu, Yemini'nin 1519 yılında manzum olarak yazmış olduğu, Ali'nin erdemlerini, kerametlerini açıklayan “Faziletname” adlı yapıtında daha geniş biçimde anlatılmıştır. Kul Himmet'in elinde bir Faziletname'nin bulunduğu, daha sonra vereceğimiz “Yanık Kitap” olayı ve içinde bu yapıtın özetini saptadığımız bir şiirden anlıyoruz. Hatayi'nin de ayni kitabı görüp okuduğu muhakkaktır. Ancak örnek verdiğimiz destansi şiirini, daha önce belirttiğimiz gibi, çocukluk döneminde yazmış olması olasılığı, Yemini'nin yapıtından çok önce Ali'nin bu kerametlerinin kesinlikle geleneksel olarak bilindiği ve çeşitli biçimlerde işlendiğini gösterebilir. Yemini bütün bu bilinen ve işlenen konuları toplayıp kitaplaştırmıştır.
doyamamıştır. Hatayi evlatları şimdi de çok mal kazanır, ama hep ellere yedirirler.
Balı yerken söyleşen üç büyük aşık, sonra Yıldız dağından aşağı inerler. Temiz ve dupduru akan Kızılırmak'ta yıkanmak isterler. Önce Kul Himmet soyunup irmağa girer, ırmak yarı kan rengi alır. Kul Himmet: “Vaah!”' der. Arkadaşları: “Ne oldu sana?” diye sorarlar. Kul Himmet: “Aah, Şimir'in açtığı yaraya su değdi!'' Sonra Pir Sultan soyunup suya girer, ırmak daha çok kanlanır. “Vaah!” der Pir Sultan. Arkadaşları ona “Ne oldu?'' diye sorarlar. O da, “Cude kızı Esma'nin elinden içtiğim zehirin acısı yaktı beni” der.
En son Şah Hatayi ırmağa girer ve su tamamıyla kızılkan akmaya başlar. Hatayi de “Vaah!”' diye inler. Öbürleri “peki sana ne oldu?'' diye sorunca, “Mülcem oğlunun açtığı yaraya su değdi” diye yanıtlar Hatayi. İşte o zaman anlarlar ki Kul Himmet İmam Hüseyin, Pir Sultan Abdal İmam Hasan ve Şah İsmail Hatayi de Ali'dir. İşte o günden beri Kızılırmak kıpkızıl akmaktadır. Bu söylence, Kalender Çelebi'nin “cümle aşık atası” üç büyük ozanın Yıldız dağı büyük Kızılbaş birlik toplantısında karşılıklı muhabbet ettiklerini açıkça göstermesi dışında, iki önemli olayı da vurgulamaktadır: Birincisi, dönemin Anadolu Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu Şah İsmail Hatayi'yi Ali olarak tanıdıkları ve onun donunda Ali'nin zuhur ettiğine inandıkları (Kızılbaş siyasetinin en önemli parçasıydı bu) gibi, Kul Himmet'i İmam Hüseyin, Pir Sultan'ı da İmam Hasan olarak öne çıkartıp değerlendirmiş ve büyük saygı göstermişlerdir. Otuzuna yaklaşmış bulunan Pir Sultan ile 17-18 yaşlarındaki Kul Himmet'e, henüz yirmi üçüne yeni girmiş Şah İsmail'i baba ve seçmiş onları kutsal aileden, ehlibeytten saymışlardır.
İkincisi doğrudan Kızılırmak'ın, padişah fermanlarıyla katledilip içine atılan Kızılbaş yığınların kanlarının rengini almasının simgesel öyküsüdür. Binlerce-onbinlerce Ali'lerin, Hasan ve Hüseyin'lerin bu ırmağa karışmış kanlarına dolaylı göndermedir.
Yine Kul Himmet bir düvazimam nefesinde, yardıma çağırdığı Muhammed Ali ve Oniki İmamları zikrederken üç ozanın adını birlikte anıyor. Hatta ilk dörtlükteki “Bastığın topraklar derman derdime” dizesini, doğrudan Şah İsmail'in Yıldız Yaylasına gelişiyle ilgili görülebiliriz. Anadolu'nun her yöresinden gelen Alevi önder ve dedelerinin, Hacı Bektaş Dergahının başında bulunan Balım Sultan'ın 14 temsilcisi olarak Kalender Çelebi'nin de katıldığını düşündüğümüz bu büyük toplantıda, Dergahın başını çektiği siyaset, Anadolu'da yaşayan -özellikle Osmanlı ülkesinde oturan Alevi Kızılbaş Türkmenlerin kendi toprakları “dertlerine derman'' olacağı gerçeğidir. Yani Kızılbaş devleti İran'da kurulup, Şah'ın Tebriz'den Küçük Asya'yı yönetme siyaseti eleştirilmiş ve Kızılbaş Safevi siyasetinin derhal değiştirilmesi arzu edilmiş. Kızılbaş ihtilalini gerçekleştiren kaynağa, yani başın gelip gövdenin üzerine oturması gerektiği tartışılmıştır. Kul Himmet'in sözünü ettiğimiz düvazimam nefesinin birinci ve sonuncu dörtlüklerini konumuzla çok yakın ilgisi dolayısıyla aşağıya alıyoruz:
Siperimde verdin bunu yedime Yetiş car günleri Ali Muhammed Bastığın topraklar derdime derman Yetiş car günleri Ali Muhammed (...) Kul Himmet Hatayi Pir Sultan geldi Kur'an Muhammed'e kandilden indi Mucizatın gören bu dine indi Yetiş car günleri Ali Muhammed
|
|
5. Kul Himmet’in Pir Sultan Abdal Ve Hacı Bektaş Dergahıyla Yakından İlişkisi
Kul Himmet, aralarında on yıl kadar yaş fark bulunan Pir Sultan Abdal'ın talibidir, ondan el almıştır. Yukarıda açıkladığımız gibi, onun şiirlerinde Şah'ların övgüsü; Kızılbaş Safevi devleti yönetiminde Kızılbaş Türkmenlerin, yani Ehl-i İhtisas kurulunun etkili olduğu ve iktidar onların elinde bulunduğu dönemlere rastlar. Safevi soylu olmasına rağmen katıksız bir Rumlu (Anadolulu) bir Alevi-Kızılbaş ozanıdır ve Hacı Bektaş Veli Dergahına bağlıdır. Şiirlerinden birine sıkıştırdığı şu dörtlük, Safevi Şah'lardan ne kadar yarar geleceğini ve onlara ne kadar güvenilebileceğini göstermesi bakmından önemlidir:
14 Şah İsmail'in II. Bayezid'e mektup yazarak, Osmanlı sınırında bir süre oturup müridlerinin kendisini ziyaret etmesi için izin istediğinde; Osmanlı Padişahı Şah‟ın Balım Sultan ile karşılaşmasını önlemek için onu, tarikata girmek bahanesiyle İstanbul'a çağırmıştı. Yukarıda geçtiğimiz şiirinden de anlaşıldığı gibi Hatayi ona büyük önem vermektedir. Bu konuda geniş bilgi içinde bkz. İsmail Kaygusuz, Görmediğim Tanrı’ya Tapmam, İstanbul-1996, s.224-235.
O nedir ki içe içe (i'yden i'yye?) ayıla Yiye içe yakasından soyula Şah'ın sofrasında karnın doyura Kendi eliyle ağu içmiş gibidir
Kul Himmet Dede Pir Sultan Abdal'dan el almş, ona bağlanmıştır. Pir Sultan‟ın bağlı olduğu Balım Sultan da mürşidi olmaktadir. Pir'inin eşiği onun kıblegahıdır:
Bir sözüm vardır tutana Er odur Hakk'tan utana Kul olmuşuz Pir Sultan'a Eşiği de kıblegahtır
Üstadının Pir Sultan olduğunu söylediği beş kıtalık bir şiirinde, Hacı Bektaş dergahının pirlerinden ve ona bağlı erlerden-evliyalardan imdat istemektedir:
Hükmünü geçiren hep cümle nasa Eteğin tutanlar görmedi gussa Seyyid Hasan oğlu hem Abdal Musa Zahirde batında sen imdat eyle
Rumeli'n fethedene ey gerçek Veli Tahta kılıç tutar hem batın eli Alemlerin kutbu Şah Kızıl Deli Zahirde batında sen imdat eyle
Eşiğine yaslanır gerçek erler Niyaz edip yüzün yerlere korlar Rumeli'nde yatan erenler pirler Zahirde batında sen imdat eyle
Evlad-i Ali'nin oldu şahbazi Cümle erenlerin şahbazı bazi Sultan Şüca Baba Seyyid-i Gazi Zahirde batında sen imdat eyle
Eydür Kul Himmet üstadımPir Sultan Hem Küçük Yatagan Büyük Yatagan Erenler celladı ya Hacim Sultan Zahirde batında sen imdat eyle
Kul Himmet 1533'de yazdığı ve yukarıda sözünü ettiğimiz şiirinde, övgüsünü yaparken hatırı-hürmeti için Ali'den yardım istedikleri arasında serçeşme Hacı Bektaş Veli, Kadıncık Ana, Kızıl Deli ve Balım Sultan'ı da görmekteyiz:
(...) Hazreti Fatma'nın Hatice Ana'nın Sultan Çıgırtkan‟ın Kadıncık Ana'nın
(...) Oğlunu kurban veren Halil'in Urum'da Sultan Kızıl Deli'nin Serçeşme Hacı Bektaş Veli'nin Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Semud dillerinde söylenir adın Mevlam hod yaratmış cümle mevadin Balım Sultan ile Kara Pirbad'ın Hörmeti hakkı için ya Ali medet
(...) Pir Sultan Abdal'ın, Kalender Çelebi'nin önderlik ettiği büyük Alevi Kızılbaş bakaldırısının bastırılmasından (1527-28) sonra Rumeli'nde gizlendiği dönemde Kul Himmet, bu ayrılık yıllarını büyük bir özlem içerisinde şiirlerinde dile getirmiştir.15 Nice sefil ve mazlumların boyunlarının urganda olduğu, asıldığı dönemde o Pir'inin başına bir iş gelmiş olmasından korkmaktadır. Bu nedenle Oniki İmam'a, Allah Muhammed-Ali ve erlere evliyalara yalvarıp yakarmaktadır:
Gece gündüz intizarım Pir'ime On'ki İmam seher vakti sen yetiş Kanım kaynar Ehl-i Beyt'in yoluna On'ki İmam seher vakti gel yetiş
(...) Tavus kuşu cevlan kurar bu demde Çekmişler Mansur'u dar'a meydanda Nice sefillerin boynu urganda
5 Pir Sultan'in izini yitirdiği dönem ve gizlendiği bölgeye ilişkin bilgi ve yorumlar için bkz. İsmail Kaygusuz, Alevilik İnanç, Siyaset Kültür Tarihi ve Uluları I, İstanbul-1995, s.372-380
On'ki İmam seher vakti gel yetiş Kul Himmet der Kulhüvallahü ahad Cesedimde can kalmadı bu saat Dün ü günü virdim Ali Muhammed On'ki İmam seher vakti sen yetiş
Sonra "Allah bir Muhammed Ali diyerek" Pir'inin derdine düşüyor ve onu göremediği için çok dertli olduğunu söylüyor. Oniki İmamlardan, Velilerden peygamberlerden, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yatmakta olan erler evliyalardan yardım diliyor. Oniki İmamlar dahil olmak üzere 44 kişi ve yer adı geçmektedir. Kul Himmet'in bütün buraları dolaşmış ve bu erlerin mezarlarını ziyaret etmiş olması büyük olasılıktır. Ve yine olasıdır ki, kendisi de Pir'i gibi uzun süre izini kaybettirmiştir.
Balım Sultan ile Hacı Bektaş Veli'yi de ayni dörtlükte zikrediyor Kul Himmet. Yine “Bugün bize Pir geldi” dizesiyle başlayan, çok tanınmış ve Cemlerde okunan uzun Tevhid semahı nefesinde de Hacı Bektaş'ı Ali ile eşleştirirek onu Pir olarak görüyor. Pirlik tacını Kızıl Deli'ye verdiğini söylerken, Hacı Bektaş'ı Pir bilip hizmetini görenlere de bağlılığını gösteriyor:
Her sabah her sabah ötüşür kuşlar Allah bir Munammed Ali diyerek Bülbül de gül için figana başlar Allah bir Muhammed Ali diyerek
(...) Dört kitap yazılıp dört dine düştü Kur'an Muhammed'in virdine düştü Kul Himmet Pir'inin derdine düştü Allah bir Muhammed Ali diyerek
.....
Mekan mı tuttun sen gurbet illeri Göremedim Pir'imi dertliyim dertli (...) Niyaz kılın Pir Sultan'a Pir'ime Her kul dayanır mı böyle zulüme (...) Kızıl Deli imdadıma gelindi Şah-i Haydar ahvalimden bilindi Çoban Baba'ya garibi sorundu Göremedim Pir'imi dertliyim dertli (...) Abdal Musa kalemini çalınca Çok çağırdım üşermedi yalınca Hesabımız görek Mehdi gelince Göremedim Pir'imi dertliyem dertli (...) Uyan Balım Sultan halim pek yaman Hacı Bektaş Veli göndersin iman Benim güttüğüm yol Sahib-i Zaman Göremedim Pir'imi dertliyim dertli
Görelim yitiği buldu Kul Himmet Yerden gökten evvel Ali Muhammed Bendenin sorduğu bir zat-i sifat Göremedim Pir'imi dertliyim dertli (...) Pir dediler Ali'ye Hacı Bektaş Veli'ye Hacı Bektaş tacını Verdi Kızıl Deli'ye
Kızıl Deli tacımız Şah Ahmet miracımız Karac'Ahmet gözcümüz Yalıncak duacımız (...) Kul Himmet üstadımız Bunda yoktur yadımız Şahı Merdan aşkına Hak vere muradımız
Bir başka şiirinde Kul Himmet, piri ve ustadı, efendisi Pir Sultan'ın cemalini Hacı Bektaş Dergah'ında görmeğe gittiğini anlatıyor. Adını vermemekle birlikte, bir talibin piri için gösterdiği büyük saygı ve taparcasına sevginin dışavurumu olan bu şiiri Pir Sultan'a yazmıştır. Muhammed-Ali'nin Hasan Hüseyin'in nurunun onun yüzünde parıldadığını; Pir Hacı Bektaş Veli'nin ve evlatlarının (Balım Sultan ve Kalender Çelebi) kendisine yar ve onların huzurunda ikrar verip musahib olduğunu anlattığı kişi Pir Sultan'dan başkası olamaz. Cahit Öztelli'nin “belki de bu Şiir Pir Sultan için yazılmıştır'' (C.Öztelli, Pir Sultan'in Dostları, s. 144-145) sözündeki “belki” bir fazlalıktır.
Ayrıca Şah'ın gizli sırlarını da onun taşıdığını söylemektedir. Bizce burada Kul Himmet “Şah” sözcüğüyle, Ali'ye gönderme yapmıyor; doğrudan Şah İsmail ile Dergah arasında Pir Sultan'ın elçilik yaptığı, “gizli sır taşıdığı” anlamı çıkmaktadır.
Kul Himmet'e göre, Pir Sultan Fatıma Ana kadar cömert; hem kitap bilgisine, hem de gizli bilimlere sahip ve cümle aşıkların önünde eğildiği şiir ustasıdır, yani secde edilen bir ozandır:
Efendim cemalin görmeğe geldim Muhammed Ali'nin nuru sendedir Ayağına yüzüm sürmeğe geldim Hasan Hüseyin'in nuru sendedir
Ervah-ı ezel‟de kandilde nurdur Hacı Bektaş Veli Pir sana yardır “Lahmike lahmi” ikrarın vardır Şah'ın pinhan olan sırrı sendedir
Fahri alem Elif taci giyindi Kırkların ceminde saki can idi Serden baştan geçip mest uryan idi Yedi ehl-i irfan hali sendedir
Fatima Ana'sın cömert ganisin İrahmet deryasi gevher kanisin Cümle aşıkların secdegahısın İlm-i Ledün ilm-i kitap sendedir
Zühre yıldızını alnında gördüm Cavidan okursun her seher virdim Kul Himmet Dergah'a yüzümü sürdüm Muhammed mirac nutku sendedir
Kul Himmet olasadır ki, bir muhib can ile şiir göndererek Pir Sultan‟a kendisini görmek, eşiğine yüzünü sürmek istediği haberini iletmiştir. Bu dileğin karşılığı olarak Pir Sultan'ın Kul Himmet‟e hitaben yazdığı bir şiir bulunmaktadır. Sanıyoruz ki, Kul Himmet yukarıdaki şiirini, “gelsin” buyruğunu alıp, onu ziyaret ettiği sırada yazmıştır. Pir Sultan Abdal, Kul Himmet'e selam gönderip hal diliyle, bakalım hangi koşulları yerine getirdikten sonra gelmesini istiyor:
Bizden selam et Kul Himmet kardaşa Vücudun şehrini gezsin de gelsin Yedi kat yer ile yedi kat göğün Onun manasın versin de gelsin
Benim aradığım Hazreti Ali Altından dökülmüş düldülün nalı Kırk arşın kuyudan çıkar mı yolu Yolun tedarikin gürsün de gelsin
Dervişlik dediğin bir kolay iştir Ali'nin gördüğü mübarek düştür Canı yok cismi var? bu nasıl kuştur Bu kuşun dilinden bilsin de gelsin
Derviş dediğin arıdır özü Araya mı gitti garibin sözü Demirin üstünde karınca izi Karanlık gecede görsün de gelsin
Pir Sultan Abdal'ım özümüz dar'da Seni sakınırım ağyar nazarda Çıkmadık can kazılmadık mezarda Cenaze namazın kılsın da gelsin
Bizce bu şiir bir takım tasavvufi gizemleri içerdiği kadar, Kızılbaş siyasetinin gizlerini de taşıyor. Belki birlikte bir yere gideceklerdir; yol tedariğini görmesi isteniliyor. Hatta savaş içinde ve tehlikede olduklarını belirleyen kapalı söylemler var. Bize göre üçüncü dörtlüğün üçüncü dizesinin aslı, “Canı yok cismi var bu nasıl kuştur'' olmalıdır; kuşkusuz yirmi yüzyılın başlarında uçmaya başlayan cansız kuş, yani "uçak" kastedilmiyor! Bu cansız uçan cisim oktur. Kul Himmet'in ok ve yayın dilinden anlaması, yani nasıl kullanılacağını öğrenmesi gerektiğini söylüyor. Bir sonraki dörtlüğün son dizeleri, çok kuvvetli mecazi anlam taşımaktadır: Kul Himmet'in çevresini büyük kuşku içinde karanlıkta karınca izini görecek kadar araştırması ve önlem almasını istemektedir. En sonunda ise, “Seni düşmanın gözünden sakınır, korurum, ama yine de ölümü göze alarak gel” diyerek, yaşamın tehlikesini belirtiyor.Ama Kul Himmet, yukarıdaki şiirinde görüldüğü gibi, tehlikeye aldırmadan ve canını hiçe sayarak Pirinin cemalini görmeğe gitmiş, ayaklarına yüz sürmüştür. Daha sonra ondan müşküllerinin halledilmesini isteyecektir:
Aman mürvet bir müşkülüm var benim Nacinin gittiği doğru yol nedir Besmeleden sonra tanrı kelamı Kudret kaleminde tutan el nedir
Kur'an-ı azim gökte mi yazılmıştır Yoksa yeryüzünde hoca yazmıştır Kangi ay kangi gün nazil olmuştur Getirip de haber veren kul nedir
Yüzyirmi dört bin peygamberden evveli Kurulmadan şu dünyanın temeli Ay gün yayılmazdan evveli Mağriptan maşrika doğan nur nedir
Kamilim sanmadasın birini Bilir misin kamillerin pirini Pirim Muhammed Ali‟nin nurunu Neden halk eyledi kudret el nedir
İnceden incecik kurdular yolu Kime mürşid kime rehber demeli Dört kitapta yazılmadan evveli Aslımıza cevap veren dil nedir
Yer gök yapılmazdan evvel nur idi Hak Muhammed Ali anda var idi Sırrı buy eyleyip hem settar idi Bu meydanda hazır olan er nedir
Kul Himmet aşk ile aklım şaşırdım Kudret lokmasını anda pişirdim Kim kesti kim biçti kime giydirdim Hırka ile tacı diken el nedir
Pir Sultan Abdal‟ın, bu müşküllerin yanıtlarını içinde verdiği şiiri günümüze ulaşmamıştır. Ama Kul Himmet Dede'nin kendi talibi Kul Hüseyin'in müşküllerine verdiği yanıtları biliyoruz. Kul Hüseyin soruyor, Kul Himmet de dörtlük dörtlük yanıtlıyor. Kuşkusuz Pir Sultan ile Kul Himmet arasındaki ilişki aynı aydınlatıcı düzeydeydi. Görelim Kul Hüseyin'in müşkülleri nelerdir ve mürşidi Kul Himmet nasıl çözümlemiş:
Mürşid isen müşkülümü halleyle Neden hasıl oldu güruh-u Naci Beni yasda gamda bırakma söyle Evvel tatlı neydi sonrası acı
Hakkın gevherinden arşın nurundan Andan hasıl oldu gürüh-u Naci Hak sana bir evlat ederse ihsan Verince tatlıdır alınca acı
Hak verir kısmetim benim gıdamı Kesmezem dilimden bar-i Hüdamı Yoğurmazdan evvel Cibril Adem'i Hem Adem yoğiken kim idi hacı
Değme Arif bu sözümü bile mi Münkirler ne bilir Sırr-ı Alemi Yoğurmazdan evvel Cibril Ademi Ruhlar idi Hakla bulunan Hacı
Arif Arif ile gönül katmadan Hak taala bu dünyayı yapmadan Selman dahi o Kırklar‟a yetmeden Ya kim idi Kırklar‟daki duacı
Arif, Arif ile gönül katmadan Kırklar iyan olup semah tutmadan Selman dahi ol Kırklar’a yetmeden Ali idi Kırklar’daki duacı
İnsan fehmeyleyip kendin bilmeden Havva Ana gelip hamil'omadan Arıtıp da kalb evini silmeden Kim idi göklerde dar çeken bacı
Çekilip giderken mirac yolunda Rastgelip de sekiz uçmak evinde Cennet Evlerinde elma dalında Fatma Ana idi dar çeken bacı
Ezelden beri sırullah sır idi Müminleri kalbi dolu nur idi Ne körüğü ne çekici var idi Neden hasıl oldu Ali kılıcı
Ben günahkar kulum söylerim allah Nur örtülü kara donlu Beytullah Körüğü gülbengdir çekic'eyvallah Andan hasıl oldu Ali kılıcı
Özün tastik edip tevekküle gel Şu dünya fanidir evvel-ü ezel Yüz yigirmi dönt bin Nebiden evvel Kim giydi başına al nurdan tacı
Gerçek erenlerin incedir yolu Sen seni sanmagil divane deli Yüz yigirmi dört bin Nebi evveli Fahr-i Alem giydi ol nurlu tacı
Kul Hüseyn'im aydur evveli yandın Hakka ikrar verdim kandım inandım Kul Himmet kendini Arif mi sandın Di bana nerdedir dünyanin ucu
Kul Himmet'im aydur yeter bu sözün Söyletme Hüseyn'im açıktır gözüm Bir sağıma baktım bir sol omuzum Kamile yakındır dünyanın ucu
|
|
6. Kul Himmet’in Gezdiği Yerler Ve Hakkında Anlatılan Söylencelerdeki Tarihsel Gerçekler:
Kul Himmet'in, yukarıda bazi dörtlüklerinden örneklerini verdiğimiz ve yardım istediği, ziyaretinde bulunduğu erler-evliyalardan sözetmektedir.Onun zamanında kimisi yaşamakta olan, ama çoğu çoktan hakka yürümüş ve yatırlarıyla tanınan bu Alevi-Kızılbaş İmam ve ermişleri Horasan'dan-Erdebil'den Balkanlara, Irak ve Suriye dahil tüm Küçük Asya'yı kapsayan geniş coğrafya yüzeyinde bulunmaktadırlar. Büyük çoğunluğu Anadolu'da ve kırsal bölgelerdedir; bugün de bu yatırlar Aleviler tarafindan kutsanmakta, ziyaret edilmektedir. Ama onun, “Şah-i Merdan ile gezdigim yerler” bağlamlı 24 kıtalık bir şiiri var ki, içinde 50'den fazla ülke, şehir, kasaba, coğrafi bölge, dağ, ova, ırmak, çöl vb. adlar geçmektedir. Aşağıya bazı dörtlükleri alarak, içindeki Şah-i Merdan Ali'siyle, yani Ali yolunu sürmek, Alevi-Kızılbaş inancının propagandasını yapmak için nereleri dolaşmış ve gezip görmüş olduğuna bir göz atalım:
Onsekiz bin alemi gezip seyreder Şah-i Merdan ile gezdiğim yerler Kah bir mekan gelir bir mekan gider Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler (...) Bak şu silsileden sohbet edene Temaşa kıl dünyaya gelip gidene Karaman Kırşehir Gölü Adana Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Gayet sıcaktır ağır havası Katarlanmış gider atı devesi Amasya, Çorum, Merzifon Ovası Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Kayseri'de Erciyes dağlar ulusu Bozoğlan, Bulanık, Bulgar Yalusu Hemdinli ve Karadeniz Yalusu Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler (...) Kudrettendir Kiloğlu'nun feneri Kafir kırmak azizlerin hüneri Kızılelma Akdeniz'in kenarı Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Düldülü incitir Ali'nin zoru Ona karim olmaz alemin varı Sof(i)ya Bulgaristan'ın kenarı Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Nur ile doludur Kerbela vari Orda şehit oldu imamlar serveri İlbazlı iklimi Dımışki şarı Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Giydiği al yeşil nurdan eyeri Mekke, Medine, Arap diyarı Şah-ı Merdan'ın bindiği küharı Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Serendib'de Adem Atanin izi Arafat'ta güzel koçun boynuzu Tur Dağında Çin-i Maçin‟in yüzü Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler (...) Çarh-i Musul yüce dağların çoğu Suları çağlar hoş bahçası bağı Hey Saatçukuru gel Ağrı Dağı Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Cem kuruldu Âşık nefese başlar Kim estirir yeli bre kardaşlar Tozan Canyaylası dağ ile taşlar Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Acel gelip biz göçmeden fenadan Nasibimiz versin Mevlam, Yaradan Bağdad Kerbela Erdebil Hemedan Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Yaradan bilir gizlimi saklımı O yürütür daim benim aklımı Hind Horasan ile Irak iklimi Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
On iki İmama kast eyledi Mervan Kim yayar kudret devesin seyran Karabağ, Gence Şemahı Şirvan Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Kahi Elburz dağın aşıyor yolu Dertli dertli öter seher bülbülü Kilbarak'tan beri Kemkeşan eli Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler (...) Ben Derviş Himmet‟im derdim bir tümen Denizlerin taş-i lali bir semen Şah Necef iklimi Hindistan ,Yemen Şah-ı Merdan ile gezdiğim yerler
Yaşamı boyunca çok gezmiş Kul Himmet. Büyük olasılıkla bir süre de Şah İsmail'in Kızılbaş ordusunda bulunmuştur. 1511 Şah Kulu başkaldırısından 1527-28 büyük Kalender Şah halk hareketine kadar Anadolu'da en az 6 Alevi-Kızılbaş başkaldırısı içinde bulunmuş olan Kul Himmet yaşamını, Anadolu Kızılbaş (İran Safevi değil) siyasetine adamıştır. İran Kızılbaş Safevi yönetiminde Anadolulu Kızılbaşların (Ehl-i İhtisas kurullarının) egemen olduğu dönemlerde şiirlerinde Şah'ları çağırışı aynı siyasetin doğrultusuydu.
Türkçeyi en anlaşılır ve en etkileyici biçimde kullanarak yazdığı, coşku ve duygu dolu olduğu kadar, didaktik (öğretici) şiirleriyle yaşamı boyunca davasına hizmet etmiştir Kul Himmet. Koğuşturmalara uğramış, zindanlara kapatılmış ve bir sınırı belli olmayan bir sürgün ve kaçak yaşamı sürdürmüştür. Onun içindir ki, “Makamı sır olan koca Kul Himmet” diye tanınır ozanlar arasında. Ömrünün son dönemini bugün mezarının bulunduğu Tokat'in Almus ilçesine bağlı Varzıl (Görümlü) köyünde geçirdiği anlaşılıyor. Köyde Kul Himmet'in burada yaşadığı dönemde baskın yapılıp, ailece kesildiklerine dair bir olay anlatılmaktadır. Aynı köyden olan İrfan Çoban‟ın, Kul Himmet soyundan Şahinoğulları'ndan derlemiş olduğu bir söylencedir bu:
"Osmanlı hükümeti tarafından Kul Himmet'in ve ona bağlı yaşadığı köyün ortadan kaldırılıp dağıtılması emri verilmiştir. Bu buyruk üzerine Sivas'in Tozanlı sancağından Osmanlı askerleri gelip, köyü basmış. Kul Himmet ailesini kesmişler. Yalnız çok küçük olan bir torununu alıp götürmüş ve Tokat'a yakın Zodu (Kurucak) köyüne yerleştirmişler. Beşinci torunu Yakub'u ise annesi, ya da köyden kadının biri fırsatını bulup, çocuğu kaçırarak Ekseri (Egridere) köyünde saklayıp büyütmüş. Bu baskın sırasında Kul Himmet'in çocukları babalarına ait kitapları toprağa gömüp, üzerine ateş yakarak onları kurtarmışlardır. Kitaplardan birisi 'Yanık kitap' adıyla anılan 'Faziletname' dir. Daha sonra Hacı Yakub adıyla tanınmış bir pehlivan olan bu çocuk babasının dedesinin öcünü almıştır." (İrfan Çoban, Kul Himmet, Tokat-1997, s.28-30)
Köyü ziyaret eden Cahit Öztelli, ise bu baskını Şöyle anlatmaktadır:
"Almus (bugün ilçe, eskiden köy idi) halkı ile Varzıl (Kul Himmet'in köyü) halkı birbirini hiç sevmezlermiş. Çekişip dururlarmış (her halde mezhep ayrılığından olacak). Almuslular Kul Himmet ailesini kesmişler. Bir tek Yakup kalmış. Bir kadın bu çocuğu Ekseri (Egridere) köyüne kaçırmış..." (C. Öztelli, agy. s.30)
Kendisi köyü ziyaret ettiği halde bu bilgiyi, daha sonra öğretmen Halis Cinoglu göndermiş. Görülüyor ki, kendini hükümet adamı gibi gösteren araştırmacılara Alevi halk güvenip açılmıyor; ya bilgi vermiyor ya da gerçeği saklıyor. Burada görüldüğü gibi, Kul Himmet ailesinin kesilmesi iki köyün arasında mezhep ayrılığından çıkan kavga yüzündenmiş gibi gösteriliyor. Bunu sadece Cahit Öztelli'nin yorumu ve onun böyle göstermiş olacağını düşünmüyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, bugün de devletin Kızılbaşlara karşı tutumunda bir farklılık görmeyen Kul Himmet'in köyünde yaşayanlar, korktuklari için öyküyü değiştirip sunmuşlardır. Ayrıca akıllarınca, hakkında kötü konuşulmasın diye Kul Himmet'i devlete (Osmanlı'ya) karşı göstermemek ve onu aklamak istemişlerdir. Hacı Yakup öyküsü bile bu maksatla yaratılmış görünüyor; onu İstanbul'a göndermiş, sarayda çalıştırmış ve hatta Padişah'ın yaveri bile yapmışlar. Yakup orada bir Rus pehlivanını yenince Padişah‟ın iyice gözüne girmiş. Padişah onun isteğini kabul ederek, eline bir ferman vererek, önce hacca sonra da dedesinin memleketine göndermiş. O da ateş altında saklanmış Kul Himmet dedesinin kitaplarını bulup, köyü yeniden kurarak şenlendirmiş.
Öyle anlaşılıyor ki, Osmanlı askerleri -büyük olasılıkla Almusluların ihbarıyla- köyü bastıklarında Kul Himmet evinde bulunmuyordu. Gezideydi ve belki talipleri arasındaydı ve belki de baskından önce kaçırılmıştı. Kul Himmet, aşağıda açıklayacağımız olayın geçtiği tarihe göre, bundan en az 5 6 yıl sonra yaşama gözlerini yummuştur. Kul Himmet'in şiirlerinde Faziletname'de geçen Ali'nin erdem ve kerametlerinden yarattığı daha önce bir örneğini geçtiğimiz destanlar ve şiirlerin pek çoğu günümüze gelmiştir. Aşağıya aldığımız Ali'yi anlattığı nefesinde ise Kul Himmet Yemini'nin “Faziletname”sinin hemen hemen tam bir özetini yapmıştır. Bu şiir ve destanlar “Yanık kitap” olayını doğrulayan kanıtlar olabilir.
Benim pirim Şah-i Merdan Ali'dir Âşıklar carına yetenden medet Şahadet parmağınan Hayber Kalesi'n Kaldırıp hışmınan atandan medet
Cimcime haberin Kerkez'den alıp Kul edip özünü zulmata salıp Beşikte ejderi oniki bölüp Ağ devin bendini çatandan medet
Onlar imiş zahir batın duruldan Bin bilirsen bir haber al birinden Yetmiş kere öldürüp de dirilten Nusayri destini dutandan medet
Kuduretten hun karışmış hununa Onlar girer zahir batın donuna Asuman yüzünde arslan donuna Resul'un önüne yatandan medet
Kul Himmet'i aşk meyinden kandıran Bir kıya bakışla beni yandıran Üç yüz yıldan sonra nişan bildiren Selman'a nergisi sunandan medet
“Yanık Kitap” olayı olarak günümüze ulaşan Kul Himmet köyünün basılıp, ailesinin öldürülmesi ve köyün dağıtılmasının tarihini belirleyecek iki önemli belge bulunmaktadır: Birincisi, Padişah III. Murat'ın 1576 yılında, Rafiziliğe ilişkin kitaplara el konulması hakkında Çorum Beyine ve Ortapare Kadısına gönderdiği ferman; bu fermanda “Kızılbaş Diyarı”ndan getirtildiği ihbar edilen 34 kitabın derhal toplatılıp yokedilmesi; getiren kişilerin ve alıp okuyanların tutuklanması bey ve kadılara emredilmektedir. Bu fermanla ilgili olarak yapılan ihbar üzerine Varzıl köyü basılmş ve Kul Himmet ailesinin evi aranmış; ancak köyün basılacağı önceden haber alındığı için toprağa gömülüp, üzerinde büyük bir ateş yakılarak, hem kitaplar hem de Kul Himmet kurtarılmış olabilir.
Köyün bu birinci basılışı Kızılbaş kitaplarıyla ilgilidir. Çünkü, bölgeye aynı padişah tarafından gönderilen ikinci buyruk tamamıyla Kızılbaş inanç ve siyasetine ilişkin ve bu bağlamda, yani köy Kızılbaş ve üstelik Kul Himmet‟in köyü olduğu için basılıp dağıtılmış. Büyük ozanın aile bireyleri öldürülmüştür.1583 tarihli bu Ferman'da Amasya kadısı ve beyinin, ayrıca Çorum, Zile, Turhal, İskilib, Osmancık Artukabad, Hüseyinabad, Güleş, Ortapare, İnabazari, Mecitözü, Kazabad, Katar, Karahisari, Demürlü ve Havsa kadılarının, buralarda yaşayan Kızılbaşların cezalandırılması buyurulmaktadır. Osmanlı padiahı III. Murad'in bu buyruğunda yer alan söylemler, hükümlerin Kızılbaşların yaşadığı bütün bölgeleri kapsadığını açıkça göstermektedir. Özetle şunlar söylenmektedir:
“Buralardaki Kızılbaş topluluklarının Ebubekir, Ömer ve Osman'a hakaret ettikleri ve çocuklarına adlarını vermedikleri; Sünnilere „Yezit!‟ diye çağırdıklaı; namaz ve oruç bilmedikleri; geceleri hep biraraya gelip birbirlerinin avratlarını ve kızlarını kullandıkları öğrenilmiştir. Ayrıca İran'dan gelen bazı halifeler çizme ve urba getirip dağıtıyor ve birbirlerini ziyaret ediyorlarmış. „Resul Halife ve Celal Halife gibi, biz de durmayalım ayaklanalm!‟ diyenler varmış.” 16
Görüldüğü gibi Kızılbaşlara genel bir baskı, sürgün ve önde gelenlere kıyım uygulaması yapılmıştır bu ikinci fermanla. O yıllarda, ezici çoğunluğun Kızılbaş olduğu bu bölgelerde, fermanda belirtildiği üzere bir ayaklanma hazırlıklarının varolması olasılık dışı değildir. İran'dan gelen halifelerin Kul Himmet ile görüştükleri ve ilişkilerinin olduğu muhakkaktır; yaşlı Kul Himmet'in ögüt ve önerilerine gereksinimleri vardır.
16 III. Murad‟ın bu iki buyruğu için bkz. Nejat Birdoğan, Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi, İstanbul-1992, s.284-290
Bu fermanın çıkartıldığı tarihten 3-4 yıl sonra İran'da, Muhammed Hüdabende'nin son yıllarında yönetimde yeniden güçlenmeğe başlayan Türkmen beylerinin Şah Abbas'a Kızılbaş tacını giydirmişler ve yeni bir umut belirmiştir Kızılbaş toplulukları için. İşte bu kısa dönemin Anadolu'ya yansıması olarak, bir takım siyasal hareketlerin başladığı ve başkaldırı hazırlıklarının olduğu rahatlıkla düşünülebilir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu kısa dönemde Kul Himmet'in bazi şiirlerinde Şah Abbas'i övdüğünü biliyoruz.
|
|
7. Kul Himmet'in Hacı Bektaş Veli Dergahına Bağlılığı
Kul Himmet, yukarıda verdiğimiz şiir örneklerinde de görüldüğü üzere, Hacı Bektaş Veli Dergahı ve dergahin pirleri, yani postnişinlerine bağlıdır. Hatta ilk dörtlüğü;
Mansur gibi dar‟a vardığım zaman Ol zaman konuştum üstazımınan Pir'in divanına durduğum zaman Niyazbend danıştım üstazımınan
olan uzunca bir nefesini, Hacı Bektaş Dergahına varıp, orada postta oturan Evlad-ı Resul (Burada Peygamber evladı olarak nitelediği Kalender Çelebi olmalıdır) dediği Pir‟e ikrar vermek gerektiğini söyleyerek şöyle bağlamaktadır:
Hacı Bektaş Dergahına varalım Evlad-ı Resul'ü anda görelim Kul Himmet'im Pir'e ikrar verelim Şükür necat buldum üstazımınan
Kalender Çelebi'nin şiirlerinden birinde üç büyük ozanın adını dörtlük sonlarında yineleyerek kullandığını başta vermiştik. Hatayi'nin de bir şiirini Kalender üzerine yazmış olduğunu biliyoruz. Buna karşılık, ne Pir Sultan Abdal'in ve ne de Kul Himmet'in nefeslerinin hiçbirinde Kalender Çelebi'nin doğrudan adının geçmemesi, bizce 1527-28 büyük Alevi-Kızılbaş başkaldırı hareketinin önderi olmasından kaynaklanıyor. Başkaldırının ezilmesi ve Kızılbaş kırımıyla son bulması, ozanların -ilişkilerinin ortaya çıkmasından korktukları için- onun adı geçen şiirleri yoketmeye, değiştirmeye sevketmiş olabilir. Celaleddin Ulusoy, Yedi Ulular adlı yapıtında (s.199), “şiirlerinde Hacı Bektaş Veli Dergahına ve onun ilkelerine içtenlikle bağlı olduğu, deyişlerinin Bektaşi yolunun öğretici nitelikte bulunduğu gözönünde tutulursa, Pir Sultan gibi Kul Himmet'in de Kalender Çelebi ile yakın işbirliği yapmış olduğu yolundaki söylentilerin gerçekliği düşünülebilir” demektedir. Ulusoy, Hacı Bektaş çevresinde varlığı bilinen ve Kul Himmet, Pir Sultan Kalender Çelebi ilişkisini ortaya koyan söylentilerin neler olduğu ve mahiyeti hakkında bilgi vermiş olsaydı, daha çok şeyler aydınlğa çıkabilirdi.
Son olarak Dede Kul Himmet'in Ali yolunu anlatan ve talibe yol gösteren, öğütler veren; sonunu ise candan bağlı bulunduğu ve hak saydığı piri Pir Sultan ve Hatayi'nin adlarıyla bağladığı uzunca nefesini sunalım. Sanki şiir bu üç büyük ozan tarafından yazılmış duygusu veriliyor. Sanki Kul Himmet aydınlandığı, nasip aldığı ve her bakımdan etkilendiği iki büyük ozanı, bu önemli nefese ortak ediyor:
Gel gör Şimdi gerçeklerin zatını İnkar edenin tebdil eder sıfatını Mümin har(i)ce vermez zürriyetini Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Bu vasiyetler Ali'nindir Ali'nin Cemali gerçektir Pîrim Veli'nin Kusuruna kalmayacak kulunun Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Talip olan durur ahd-u peymana Özü haktır kalbi gitmez gümana Zerre günah işlese yatar tercümana Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Müminler günahın eline alır Meşayih kavlinde doğruya gelir Kahrı kime etsen lütf ona olur Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Talip oldur evliyayı hak saya Hem sırrını kalb evinde saklaya Özünde benlik komaya paklaya Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Mümin ziyareti erin nazarı Daim gerçek ile eyle pazarı Erkan yerinedir Pirin nazarı Müminler ezber-i Ali'dir
Talip oldur evliya eteğin tuta Özünün egrisin dışarı ata Daim güher ala güherler sata Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Bu yola gidenler olurlar hacı Talip oldur gördüğünün utacı Musahib musahibden ayrı tutmacı Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Sofu oldur gördüğünü kotara Nefs-i emmare'den kendin kurtara Hayır hizmet edip Hâkk'a yetire Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Musahib kapısı Ali'den kaldı Onun'çün Cebrail hak rehber oldu Sofra İbrahim-i Halil'e geldi Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Herhangi bir talip pirinden bezer Hak şahit ona bin günah yazar Mürebbi evinden uğruluk hazer Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Ya talip dil oldu cemi katında Melekler titreşir hem heybetinde Ala gözlü Şah'ım versin batında Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Ya da talip olan ikrardan döndü Yerden gökten ona lanetler indi İkrarın sahibi Ali'dir kendi Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Bir talip günahın bilmedi geldi Kırk sekiz cumada erkansız oldu Meşayih kavlinde Mervan'a döndü Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Bir talip eğer günahkar olsa Günahı nedir onu bilmese El aman mürüvvet ya Ali dese Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Dar'a durur hasmı kail olursa Onun sitemi kırktır vurursa Ehl-i Kamil yollarına girerse Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Ehl-i tarık olanlar böyle gittiler Giden gitti gitmeyene n'ettiler Kandil mübareği Cem'de tuttular Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Bir talip de gönül yıkıp otursa Ehl-i dil olsa da hüner getirse Sarih sitem yoktur özür getirse Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Sorgusu yoktur gerçek gelene Gerçek söyle gerçek yoktur yalana Lanet olsun güman ile gelene Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Evliyaya dost düşmanına düşman Ömrün ahirinde olma gel pişman Yüzüm basa geldin ya Şah-i Dehman Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Hakkın bir ismi bu gönlümde Şah'tır Cism-i Pir önünde gönlüm dergahtır Talibin ahir sonu hakka yardır Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Halil'i nardan Mustafa'yı nurdan Murtaza'yı bahş etti Ali'yi sırdan Hasan zehr içti Hüseyn Kerbela'da Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
(Bir dörtlük eksik)
Musa Kazım ile Aliyyül-Rıza Muhammed Taki Naki'yle Asker'e Mehdi münkirlerin kökünü kese Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Talip olanın böyle etmesi gerek Günden güne çoğalmak artmak gerek Bildiğin söyleyip bilmediğin yedmek(?) gerek Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Mürşide varıp da öğüt almaya Yanına el boş kuru varmaya Edepsizlik edip zahire varmaya Müminler Kur'an ezber-i Ali'dir
Talibe hakkın rahmeti çoktur Ona ki yarın sorgu sual yoktur Kul Himmet, Hatayi Pir Sultan haktır Müminler Kur'an ezber-i Alidir
|
|
8. Başka bir Kul Himmet Var mıdır?
Anadolu Hatayileri, Serezli Pir Sultan, Yunus Emreler vb. söylemlerle kafası
karışan, kendi tarihlerini ve Kızılbaşlık siyasetini-felsefesini bilmeyen
Alevi
kitlesi, Kul Himmet Dede ve Kul Himmet Üstadım gibi iki Kul Himmet‟ten
sözedilince daha da şaşkınlığa düşüyor. Dayanakları zaten sağlam olmayan
bu akım Alevi-Bektaşi kitlesi için sakıncalıdır; onları bölmeye yöneliktir
ve
bize kasıtlı yaratılmış gibi gözüküyor. Bu ozanların sosyo-politik ve
yönetim
karşıtı şiirleriyle aşk, doğa ve inançsal şiirlerini birbirinden ayırıp,
aynı ismi
Şunu yadsıyamayız: Büyük halk ozanlarını, sonrakiler onlar gibi yazabilme çabası içinde elbetteki taklit etmişlerdir. Bu genellikle büyük ustaya yetişmek için kendini eğitme, yetiştirme eylemidir. Çok kere bir ozan diğerinin şiir konusunu, ölçü ve uyağını, yinelenen sözcük ya da dizeleri bile kullanarak farklı sözcükler, deyim ve betimlemelerle kendi şiirini örgüler. Bilindiği üzere bunlara benzek (nazire) denilmektedir. Örneğin Seyyid Nesimi Divanı ‟nda Yunus Emre‟ye benzek (nazire) pekçok şiir vardır. Şah Hatayi ise hem Seyyid Nesimi‟ye hem de Yunus Emre‟ye benzek şiirler yazmıştır. Bunlar ayrı bir olgu elbette. Ancak Alevi sözlü „deme-deyiş‟ geleneğinde bir başka olumsuz olgu vardır: Dedeler ve Cem‟lerde saz çalıp deyiş söyleyen, düvazimam ve semah nefesleri okuyan zakirler, bu şiirlerden ozanlarını birbirine karıştıracak kadar çok ezberler. Hatayi‟nin şiirini Pir Sultan‟a, Kul Himmet‟e maleder. Teslim Abdal‟ınkini Kul Hüseyin‟in, Muhyiddin Abdal‟ın veya Derviş Muhammed‟in şiirlerine karıştırırlar. Ama asıl azizliği eli kalem tutanlar, ağızdan derlediklerini cönklere kayıtlarken yapmışlardır. Bunların arasından, bilgi düzeyine göre dizeleri değiştirenler mi dersin, anlamını bilmedikleri için kafalarına göre sözcükler üretenler mi dersiniz, hepsi vardır. Daha da kötüsü bir ozanın Divan ‟ını kendi defterine kopya etmişse, bazı şiirlere adını sokuşturduğu gibi, birkaç şiir de kendisi yazıp ozanın adıyla bağlar. Böyle bir şiire „Seyyid Nesimi Divanı‟nda rastladık. Divan‟ı kopya eden yazıcı kişi coşa gelip, Nesimi‟nin nasıl katledildiğini onun yerine geçerek anlatmış:
Ehl-i iman
ısları ol demde inkar ettiler (...)
Ayrıca bilindiği gibi, halk ozanları arasında, çok önce yaşamış birini kendilerine „üstad‟ seçme geleneği vardır. Bunlardan iki seçkin örnek var ki, üstadlarının adlarını kullanmaktan çekinmemişlerdir. Birincisi, büyük olasılıkla 17.yy.da yaşamış olan Kul Nesimi‟dir. Kendisinden yaklaşık 250 yıl önce yaşamış Seyyid İmadeddin Nesimi‟yi üstad seçmiş ve ona candan bağlıdır. Pir huzurunda özünü dar‟a çekerken, kelle koltukta geldiğini, Seyyid Nesimi gibi yüzülmeye hazır olduğunu dile getirdiği şiirinde, ikrarının nasıl sağlam olduğunu görüyoruz:
Bugün
erenlere kurban
Kul Nesimi‟nin şiirleri hem tarz hem de dil olarak Seyyid Nesimi‟ninkilerden kolaylıkla ayrılır. Öyle fazla da üstadına öykünmemiştir. Oysa ikinci örnek olarak göstermek istediğimiz ve 18-19.yüzyılda yaşamış ve kendine Kul Himmet Üstadım adını vermiş olan kişi tam tersini yapmıştır. Asıl adı İbrahim olan bu halk ozanı, üstadının adını kullanması ve şiirlerini taklit etmesinın da ötesinde, İbrahim Arslanoğlu‟nun derlemesini (İbrahim Arslanoğlu, Kul Himmet Üstadım, 2.baskı, İstanbul-1995) ölçüt alırsak, Safevi soylu Dede Kul Himmet‟in açıkça birçok şiirini kendisine maletmiştir. Elbetteki bu cönk yazıcılarının hatası da olabilir. Kul Himmet Üstadım tapşırmalı şiirlerin büyük çoğunluğu, Dede Kul Himmet‟inkilerden başkası değildir. Örneğin, ilk bakışta 22, 23, 24, 26, 47, 50, 65,78,80 numaralı şiirlerin Kul Himmet‟e ait olduğunu, onun şiir dünyasına girmiş ve birazcık incelemiş bir kimse rahatça anlayabilir. |
|
Kul Himmet Dede’den Seçme Şiirler
1
Her sabah hersabah ötüşür kuşlar
Fatma
Düldül Kamber durdu duaya
Kıblemizden kısmetimiz verile
Biz
çekelim imamlarını yasını
Mümin
olan inc‟elekten elendi
İmam
Zeynel parelendi bölündü
Uçtu
gönül kuşu bulmaz yuvası
Taki
ile Naki bir olup gitti
Dört
kitap indi de dördüne düştü
2 Bugün bize Pir geldi La ilahe illallah
Ali
Murtaza şahım
Padişahım yaradan
Aramı
uzattılar
Sattılar bedestanda
Arslanda bergüzarım
İntizarlık çekerim
Dökerim gözyaşını
Keşiş
kurban eyledi
Figan
eyler melekler
Dört
eylemış kapısın
Hasana ağu virdiler
Zindanda bir ezadır
Taki
Naki ağlarım
Müşteriye satarım
Satarım müşteriye
Cebrail huş eyledi
Kuş
eyledi havada
El
kaldırmış Hak‟ına
Dokunur tatlı cana
Ulu
divan kuruldu
Pir
dediler Ali‟ye
Kızıl
Deli tacımız
Kul
Himmet üstadımız
(A.Celaleddin Ulusoy, Yedi Ulular, Ankara
3 Gece
gündüz intizarım Pirime
Kimim umudu var kimin akçası
Bizi ilettiler Mansur darına
Tavus kuşu cevlan kurar bu demde
Kul Himmet der kulkhü vallahü ahad
4 Pervaneyi aşk oduna yandıran
Mansur‟u öldürüp darda astıran
Fani imiş şu dünyanın ötesi
Zindanda Zeynel‟in payını veren
İmam Cafer Kazı Musa İrıza
Taki Naki hem dertlerin devası
Kul Himmet‟im ziyan etmez karında
5 Esti sinem yeli derdim artırdı
Hayyellerin kalb evime yeritti
Gerçek bu meydanda gafil oturmaz
Değme dala değme gönül sayyadı
Coştu Kul Himmet‟im coştu ayılmaz
6 Kul Himmet‟in Gezdiği Yerler
Onsekiz bin alemi gezip seyreden
Okundu (...?) ayet suresi
Bak şu silsileden sohbet edene
Hem de aştı Musul‟u Hasan Keyfi
Gayet sıcaktır ağır havası
Kayseri'de Erciyes dağlar ulusu
Sahilinde çok olur turnası kazı
Kudrettendir Kiloğlu'nun feneri
Kabeye gider doksan bin hacı
Düldülü incitir Ali'nin zoru
Nur ile doludur Kerbela vari
Giydiği al yeşil nurdan eyeri
Deşt-i Serendib'de Adem‟in izi
Hazret Ali dürür ol büyük insan
Evvel bu dünyaya kim geldi Halık
Balığın üstüne koydular taşı
Dahi çoktur sohbetimin akisi
Çarh-ı Musul yüce dağların çoğu
Cem kuruldu aşık nefese başlar
Acel gelip biz göçmeden fenadan
Yaradan bilir gizlim saklımı
Oniki İmama kast eyledi Mervan
Kahi Elburz dağın aşıyor yolu
.(...)17
17 Öyle görünüyor ki İrfan Çoban, elyazması eski cönkler ve defterlerde
gördüğü şiirleri
Ben Derviş Himmet‟im derdim bir tümen
7
Yerde insan gökte melek yogiken
Ol dem yaratıldı dev ile peri
Üçyüz altmış batman gürzü çekerdi
Üçyüz altmış arşın idi kameti
Kaf dağında bir bağ vardı hurmadan
olduğumuz sözcüklerin yanına (?) koyduk. Şiirin konusuyla hiç ilgili
görünmeyen, hatta
Şad ü hurrem oldu güldü sevindi
Nigar mısın deyip sundu elini
Yedi günden sonra buldu özünü
Süleyman der: “Kim bağlamış elini
Dev de der ki: “Ahirinde n‟olacak
Bir zaman söylendi dillerde bu ad
Mekke medine‟nin halkı dirişdi
Yedi iklim padişahı geldile
Muhammed der deve: “Nedir ahvalin?
Dev de der ki: “Kaf dağıdır mekanım
Muhammed der deve: “Nerde bağlandın?
Dev de der ki: “Rezputeş‟tir adım
“Yüz yigirmi dörde verilmez adet
“-Süleyman‟dan haberini alın mı
Küçük büyük bu haberi duydular
Nice günler nice saatler geçdi
Dev de der ki: “Beni aldı bir firak
Muhammed der: “Dava etdin
Dev de der ki: “Sanma beni deliyim
Hak emriyle gökten Cebrail indi
Muhammed Selman'a gel dedi geldi
Dev de Muhammed'e söyler pusudan:
Ali'm der “Deve olmaz irağbet
Ali devin kususruna kalmadı
Büyük küçük bu haberi işitdi
Kul Himmet‟im eydür dediğim neden
8
Yedi iklim dört köşeyi dolandım
Bir ismi Ali‟dir bir ismi Allah
Ol kudret bendini kırdım gark ettim
Ali gibi er gelmedi cihana
Cennet bahçesinin nedendir taşı
Kul Himmet‟im eydür Kırklara beli
9
Sabahın seher vaktinde
Arslanı gördüm Meşhed‟de
Cennet kapısında duran
Çiskin dağlar başı çiskin
10
Yocu oldum yola düştüm
Bir zaman türapta yattım
Bulut oldum göğe ağdım
Bu hana mihman gelmişim
Kul Himmet‟im aşka düştü
11
Sevdiğim Muhammed Ali
Cebrail arşın yüzünde
Ferhad isen dağı dolaş
Zeynel Bakır Cafer canda
Çağırıram gel ha gel
Kul Himmet söylemez yalan
12
Gel benim derdime bir derman eyle
Bir ismi Seyyid‟dir bir ismi Ali
Seyrangahım oldu arşın yücesi
Musa‟nın asasın ejderha eden
Kul Himmet‟im eydür meydanda sırdım
13
Müminler bu yolda türap olursa
Akılbaliğ yaşı tende ise de
Talib on yaşında musahb tuta
Kırk yaşında pişkin söyler sözünü
İhlas talip meylin Şah‟a verirse
Kul Himmet üstadım yiye hanını
14
Hak Muhammed pirim Ali
Ali‟dir izzetli Şah‟ım
Fatma anayı ararım
Hasan şehidlerin başı
Zeynel Bakır Cafer Kazım
Taki Naki Şah Askeri
Aman Kul Himmet‟im aman
15
Ali‟nin Yüzüğü Destanı
Kapıya bir sail geldi
Bir nana muhtacım deyü
Var git şara nan al deyü
Ağırınca nan ver deyü
Daha yüzük ağır deyü
İşte şahidim şar deyü
Şahit mahluku derildi
Diktiler demür dayağın
Oradan geri çıkdılar
Yazık Arab‟a yazık
Arab çağırır pirine
Kul Himmet‟im yandı tüttü
16
18 Ali'ye yakarı tarzında olan bu uzun şiir, , ölçüsüz kafiyesiz ve anında akla gelen iyi dilek ve duaların söylendiği şatiyye gibi şiirsel bir gülbenktir. Ayrıca anımsatalım ki, dörtlük sonlarında yinelenen 'Ya Ali Meded' çağrısı, bugün de tüm İsmaili Alevilerin güncel yaşamında, aralarındaki 'Ali kurtarsın, Ali yardımına yetişsin!' anlamında
Sedeften geçer Şahlarım Yeryüzünde kıblegahın
Karadonlu Beytullahın
Mümün sadık kullarının
Hakk‟a giden yollarının Çoşkun akan çayların
Sıtkım Hakk‟a bağlarım Karlı karlı dağların
Özüm Hakk‟a bağların
Gökten inen Kuran‟ın
Dünyaya hükmeden Süleymanın
Eşiğinde ben sailem
Çeke idim şu Mansur‟un dar‟ını
selamlaşma söylemidir. Kul Himmet Dede'nin bu nefesi, Cemlerde gülbenk olarak okunurken dedelerin bazı yeni adlar eklemiş oldukları anlaşılıyor.
Dünya pehlivanı Hamza‟yla Keçeci Baba‟nın
Menzili yoktur yalanın
Dillerine ben mailem
Gerçekler katarını yederim
Süreğimiz Erdebilli süreği
Bağdad‟ın elinde Musul erlerin
Envai biten otların
Seherde öten garip kuşların
Deryada yüzen balıkların Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Türabına yüz sürem Abul Kasım‟ın
Ne sevdalı imiş şu benim başım
İşine kimse karışmaz Hakk‟ın
Güruhu Naci‟nin Havva Ana‟nın
Hazreti Fatma‟nın Şehriban Ana‟nın
Tövbesi kabul ola hatanın
Hakk‟ın deryaları derindir
Bahçede açılan güllerin
Oğlunu kurban veren Halil‟in
Daim dillerde söylenir adın
Göz görenin yol varanın
Nutkun çoktur boldur rahmetin
On iki imamdır delilim
Düldül ile Zülfikar‟ın
Zehri nuş eden İmam Hasan
Tuba ağacından düzdüler tabudun
Nesli çoktur Nesimi‟nin
Küfrüne karışmam kafirin
Herkes Piriye‟nin... yakının(!?)
Issız koyma Pir‟im tahtını
Otuz dokuzda kıldım kararım
Çok serencemler geçti serden
Kul Himmet‟im açıldı varaklarım
(Boncuk Şahin Dede‟den derleyen İrfan Çoban, Kul Himmet, s.110-114
17
Erenler Destanı
Pirim güzel Şah‟ı görelim
O can erenlere yetti
İndi Mekke‟yi seyretti
Ali‟m Necef‟den göçtü
Bağdad ehli de ağlaştı
Kal deyince durdu Hacer
Yine taştı Pasin suyu
Sür dünyada zevk ü sefa
Kara Baba esriğinden
Şeyh Aslı Merzifonlu Ayık
Aslan Oğlu içmiş içmiş
Kırağ yağmış boran esmiş
Saru Saltuk Babadağ‟da
Sivas şehrine varmağa
Palas Gölü Budak Özü
Al Koyun Baba‟dan tövbe İstanbul‟da Nigar Saru‟ya
Kul Himmet erenleri öğer
(Giritli bir Bektaşi göçmende gördüğü Cönk‟ten derleyen Cahit Öztelli, Pir
KAYNAKLAR:
Sadettin Nüzhet, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1-2, İstanbul,1944
https://www.aleviyol.com sayfasından alınmıştır.
|
| Âşık Veysel Kimdir | Türkü Sözleri | Türkü Notaları | Ozanlarımız | Gönül verenler |
| Nota Bilgileri | Türkü Dinle | Adım adım Türkiye | Linkler |